HATİCE NAYIR'IN KALEMİNDEN AŞKLA

Bir Kalbin Penceresinden

EVLATLAR MI ÖLÜMSÜZ OLMALI, ANNELER Mİ?

Merak ettim ve biraz araştırmak istedim:

Acaba bir insanın hissedebileceği en büyük acı nedir?

Nedense bu soruyu sorduğumda benim aklıma ilk gelen EVLAT ACISI oldu.

Sonrası ANNE ACISI, belki kimilerine BABA ACISI, sonra da KARDEŞ ACISI.

Oysa acı duyma hissi fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayrılıyormuş.

Benim aklıma ilk gelenler psikolojik acılar olmuş demek ki.

FİZİKSEL ACI: Vücuda gelen bir darbe veya hastalık sonucu beynin ve vücudun acıya karşı gösterdiği tepkiye deniyormuş.

Bilim insanları tarafından ağrı eşiği dolorimetre veya kısaca DOL adı verilen bir araç ile ölçülüyormuş. Örneğin bir kağıt kesiğinin acısı 2 DOL olarak ölçülmüş.

Ağrı toleransı var bir de.

Bu da bir kişinin bir acıya en fazla ne kadar dayanabileceği olarak belirtilmiş. Bireyin ağrı toleransını belirleyen faktörler ise cinsiyet, yaş, psikolojik ve fizyolojik durum, genetik faktörler diye sıralanmış.

Dolorimetre ile ölçülebilen acı toleransı Cornell Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından tasarlanmış.

Peki bir insanın hissedebileceği en büyük acı ne kadardır?

*Bir legoya basmak 8 DOL

*Kemik kırılması veya dövme yaptırmak (dövmenin yapılan bölgesi büyüklüğü ve süresine göre değişiyor) 18 DOL

*Kalp krizi geçirmek 33 DOL olarak

*Bıçaklanmak(kan kaybına yol açtığı için) 38 DOL

*Vurulmak 48 DOL

*Böbrek taşı düşürmek 50 DOL

*Erkeklerin testislerine kuvvetli bir darbe alması 52 DOL

*Kadınların normal doğum yaparken çektikleri sancının eşiği  57 DOL

*Bir trenin veya arabanın çarpması (süratine göre değişiklik gösterir) 67 DOL

İnsanın hissedebileceği en büyük acı ise 70 Dolorimetre ile yanmakmış.

PSİKOLOJİK ACI: Kayıp yaşama, travmatik olaylara maruz kalma, hayal kırıklığı, kişinin beklenmedik olumsuz durumlarla karşılaşması, temel ihtiyaçların karşılanmaması, ilişki sorunları, depresyon, anksiyete gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanabilen zihinsel acı çekme sürecidir. Fiziksel ağrıyla birlikte bulunabilir ancak fiziksel ağrıdan bağımsız bir kavramdır.

Ben ise en şiddetli psikolojik acı olduğunu düşündüğüm evlat acısının en büyük fiziksel acı olan yanmaktan bile daha şiddetli olduğunu hissediyorum.

Bilmiyorum, çünkü yaşamadım.

Bu tür acıları en iyi yaşayanlar biliyor.

Annemi kaybetmeden önce biri annesini kaybettiğinde içim yanmadan baş sağlığı ve sabır diliyordum. Oysa annem öldükten sonra bu dileklerim o kadar farklılaştı ki. Her anne ölümünde ben de sanki annemi yeni baştan kaybediyorum. Her anne cenazesinde annemi tekrar ellerimle toprağa veriyorum.

Yani damdan düşenin halinden damdan düşen anlıyor.

Anne acısı bile bu kadar ağır geliyorken evlat acısının şiddetini tahmin bile edemiyorum.

Dilerim kimse yaşamasın.

Yaşayanlara da çok büyük sabır ve dayanma gücü diliyorum.

Annem öldüğünde benim hayatla bağım koptu sanki.

Beni hayata bağlayan damarlardan biri tıkanmış gibiydi.

Nefes alamıyor, gülemiyor, kimseyle konuşamıyor, hayattan zevk alamıyordum.

Duyduğum, yaşadığım şeyleri annemle paylaşmak istiyor, elim telefona gidiyor ve o anda dank ediyordu bir şey…

O kadar zor zamanlardı ki.

Yaklaşık iki yıl sürdü kendimi hayata kapatmam.

En sonunda şunu hissettim:

Annem benim üzülmemi, ağlamamı hiç istemezdi. Gözümden akan bir damla yaşa kıyamazdı.

Öyleyse ben yanlış yapıyordum.

Ben mutsuzsam annem de mutsuz ve huzursuzdu demek ki.

Onu üzmeye hiç hakkım yoktu.

Ve böyle düşünerek yas sürecimi sonlandırdım.

Hâlâ içimde kapanmayan bir acı.

Bu acı ve özlem ASLA,

Geçmiyor.

Dinmiyor.

Bitmiyor.

Ama biz bununla yaşamayı mecburen öğreniyoruz.

Beni tanıyanlar bilir de tanımayanlar için aynı zamanda şair ve öykü yazarı olduğumu belirteyim ayrıca.

Yayımlanmış üç şiir, bir de öykü kitabım var.

ŞİİR KİTAPLARIM:

Anladım, O’nun İçin Gelmedin 2014

Menopozlu Bir Aşk 2019

Hayal Anım 2021

ÖYKÜ KİTABIM:

Aşk Bir Hastalıktır 2024

Sizlerle annem öldükten sonra yazdığım bir şiirimi de paylaşmak istiyorum:

ANNELER ÖLÜMSÜZ OLMALI

Gitmek bitmek midir annem

Her şey devam ederken hâlâ

Hayat bu kadar acımasızca

Vururken yüzümüze güzelliklerini

Sahi, gerçekten gittin mi

Sevmek sonsuzluk mudur annem

Yüreğim seninle çarparken hâlâ

Ömür bu kadar hızla geçip giderken

Kokun hiç eksilmemişken burnumdan

Sahi, gerçekten gittin mi

Bilmek yalnızlık mıdır annem

Gökyüzü masmavi dururken hâlâ

Her hilâl gördüğümde

Dökülürken gözyaşlarım yüreğine

Sahi, gerçekten gittin mi

Sahi, gerçekten gittin mi annem

Gerçekten gittin mi?

#haticenayır

Evet, anneler ölümsüz olmalı.

Ama evlatlar daha da çok ölümsüz olmalı.

Annem hep “Allah bana sizlerin acısını yaşatmasın.” derdi.

Çok şükür, yaşamadı.

Evlatları da mecburen anne acısıyla yaşamayı öğrendi işte.

Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

Pek keyifli bir pazar yazısı olmadı belki ama bazen de böyle olabiliyor işte.

Sevgiyle, dostlukla, aşkla kalın.

Posted in

Yorum bırakın