HATİCE NAYIR'IN KALEMİNDEN AŞKLA

Bir Kalbin Penceresinden

BALIK ETLİ KADINLAR TRAGEDYASI

“Aaaaaa, sen kilo mu aldın görüşmeyeli?”

“Aaaaa, ne kadar şişmanlamışsın?”

“Ne oldu, niye kendini bıraktın bu kadar?”

Daha neler neler?

Neden insanların dış görünüşü bizleri bu kadar ilgilendiriyor sizce?

Çuvaldızı kendimize mi batırsak acaba?

Bir arkadaşınıza rastladığınızda ilk duyacağınız sözün kilonuzla alakalı olmasını ister misiniz?

Yoksa “Canımmmm, iyi ki rastlaştık. Ne kadar da özlemişim seni.” demek çok daha güzel olmaz mı?

Belki rahatsızdır, kullandığı ilaçlar kilo yapmıştır.

Belki rahatsızdır, kilo vermiştir.

Geçenlerde sevdiğim bir dostumu gördüm. O kadar çok kilo vermiş ki. Meğerse karaciğer kanseri dördüncü evreymiş ve tedavi görüyormuş. Hemen “Aaaa, ne kadar çok kilo vermişsin.” deseydim hoş olur muydu sizce?

Benim çocukluğumdan beri kilolarımla başım dertte. Alırım veririm, veririm, alırım. Denemediğim diyet listesi kalmamış olabilir. Diyetisyene de gittim. Kilolarca kilo verdim. Genelde de diyeti bırakmam sonrası da fazlasıyla geri aldım hep.

Vazgeçmedim elbette.

Obezite ameliyatları var. Hiç aklıma gelmedi. Kızım karar verdi ve mide bypass oldu. Halinden de çok memnun. Ben hiç düşünmedim demeyeceğim. Bir ara doktora sordum. Ama meme kanseri geçmişim olduğu için bu ameliyatın bende risk oluşturacağını öğrendim. Bağışıklık sistemimin düşmemesi gerekiyor çünkü. Kilo vereceğim derken bir metastazla da karşı karşıya kalabilirmişim.

Sonunda bütün diyetleri, listeleri yırttım, çöpe attım.

Ve en güzel diyetin SAĞLIKLI BESLENME olduğuna karar verdim.

Yanlış anlamayın, ben diyetisyen değilim. Ve bütün diyetisyenlere de saygım sonsuz. Sadece uyguladıklarımı paylaşıyorum sizlerle.

Şu an hayatımda bunu uyguluyorum.

Hayatımdan karbonhidrat, şeker, yapay tatlandırıcılar ve gluteni tamamen çıkardım. Yani işe yaramayan tüm gıdaları. İşlenmiş, paketlenmiş gıda yemiyorum.  Gazlı, gazsız vb. içecek içmiyorum. İçebildiğim kadar su içmeye çalışıyorum. Günde bir adet Türk kahvesi bir de. Çayı da bıraktım. Çayı neden mi bıraktım? Zararlı olduğu için değil elbette. Ama onun da fazlası zarar, her şeyde olduğu gibi. Ben şekersiz çay sevmediğim için çayı bıraktım. Çok da çay hastası değildim zaten.

Günde iki öğün besleniyorum. Sabah on birde kahvaltı, en geç akşam on dokuz gibi de akşam yemeği. Arada on beş gibi bir meyve, bir porsiyon kuru yemişten oluşan ara öğün. Ve olabildiğince su içiyorum. Bunu hâlâ tam yapamasam da elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum.

İşe yaradı mı? Elbette yaradı.

Ben diyet listelerinden rahatsız olan bir insanım. Şu anda istediğim ürünü istediğim zaman yiyorum. Abartmadan tabii. Ve oldukça yavaş kilo veriyorum. Acelemiz olmamalı elbette. Nasıl bir günde almadıysak bir günde de veremiyoruz kiloları.

Tatlı, börek, çörek, poğaça yemiyoruz. Şimdiye kadar yediklerinize sayın. “Şu an başladım.” diyorsunuz ve başlıyorsunuz. Bu bıakmak istediğiniz her şey için geçerli.

“Bir kitap okudum, hayatım değişti.” diyebilirim aslında.

Size bir kitap önereceğim bırakmak istediğiniz her şey için.

PİRAYE adlı yazarın SEYİR adlı kitabı.

Bir alın okuyun, mutlaka etkileneceksiniz.

Bırakacağınız şey şeker, karbonhidrat, sigara, alkol, belki de eşiniz, sevdiğiniz ya da bağımlı olduğunuz herhangi bir şey olabilir.

Öncelikle bırakacağınız şeyi neden bırakmak istediğinize odaklanmanız gerekiyor. Yani olmak istediğiniz ne?

Bırakmak istediğiniz şeyin avantajlarını ve dezavantajlarını düşünün. Bir liste yapın kendinize.

Benim bel ve diz ağrılarım vardı mesela. Her gittiğim doktor kilo vermemi öğütlüyordu.

Kendime dedim ki:

“Ben daha zayıf ve daha sağlıklı bir Hatice olmak istiyorum.”

“Ben istediğim kıyafetleri giymek istiyorum.”

“Ben aynaya bakınca kendimi beğenmek istiyorum.”

“Ben sağlıklı yaş almak istiyorum.”

Dedim ve o andan sonra şekeri, karbonhidratı, gluteni tamamen kestim.

Yavaş yavaş bırakılmıyor bir şey, hemen ve tamamen kesmek lazım bence.

O günden beri sadece karabuğday ekmeği kullanıyorum. Sabah iki, akşam bir dilim.

Beyaz ekmeğin, böreğin, poğaçanın, kekin, pastaların vb. he şeyin tadını unuttum.

Sadece zeytinyağı kullanıyorum.

Akşam öğünlerimde balık (daha kolay olduğu için genelde ton balığı), ızgara tavuk ve sebze ağırlıklı besleniyorum.

Bu şekilde yavaş yavaş yaklaşık on beş kilo verdim.

Ne diyet stresi, ne kibrit kutusu kadar peynir, ne başka bir şey.

Bence herkes yapabilir.

İrademin kuvvetli olduğunu söylemeyin. Sizler de yapabilirsiniz.

Sadece kendimi seviyorum ve sağlıklı, fit olmak istiyorum.

Hâlâ tam değilim ama bu halimle de mutluyum. Ufak bir balinayım işte…

Bunu da beslenme şekli olarak kabullendim artık. Kilo vermek amaçlı değil.

Yaşam stiliniz bu artık, öyle düşüneceksiniz. Başka türlü olmuyor. Kilo alıp vermeye devam ediyorsunuz. Arada elbette kaçamak olabilir. Ama kaçamak yaptığınız günün ertesi telafi etmeniz şartıyla.

Böyle işte.

Bundan sonra bir arkadaşınızı gördüğünüzde ne söyleyeceğinizi biliyorsunuz, değil mi?

“Ay canımmm, ne kadar iyi görünüyorsun. Yaş aldıkça gençleşiyorsun sanki.”

Doğru olmasa da belki de doğrudur, pembe yalanlar herkese lazım.

Arkadaşınız bu sözlerinizi duyunca mutlu olur, siz de onu mutlu gördüğünüz için mutlu olursunuz.

Hayatınızdaki güzellikleri arttırın, yoksa da yaratın lütfen.

Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

Bir düşünün bakalım, siz neyi bırakmak istiyorsunuz?

Hayatınızda olmaması gereken ne var?

Kilolarınız mı, sigara mı, alkol mü, eşiniz mi, hayat arkadaşınız mı, hastalıklarınız mı?

Cevaplarınızı da yorumlarınızı da bekliyorum.

Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

Posted in

Yorum bırakın