Bir kadın bir erkeğin duygularını ne kadar anlayabilir?
Ne kadar empati yapabiliriz karşımızdaki insana, hele bir de erkekse?
Bunu aslında ben HAYAL ANIM isimli üçüncü şiir kitabımda deneyimledim bir anlamda.
Şöyle ki:
Kitabım Yalan Bey ve Hayal Hanım arasındaki karşılıklı atışmalardan oluşuyor. Bu atışmalar da ben yazınca şiir yoluyla oluyor mecburen.
Yalan Bey bir söylüyor, Hayal Hanım bin…
Sonunda hiç kimse haklı çıkmıyor elbette.
Aradaki ihtilaf AŞK olunca haklı çıkan hep AŞK oluyor.
O kitapta YALAN BEY’in şiirlerini yazarken kendimi onun yerine koymak zorunda kaldım mecburen. Erkek gibi hissetmek, erkek gibi düşünmek…
Çok zor bir süreç oldu benim için. Psikolojik açıdan da bayağı zorlandım hani.
Ne kadar başarılı oldum, bilemiyorum.
Bunu kitabı okuyanlara sormak gerekiyor bence.
Merak edenler de alıp okuyabilir elbette…
“Nerden temin edebiliriz?” diyenler aşağıdaki linki deneyebilir. Ayrıca ikinci şiir ve ilk öykü kitabımı da bu linkten temin edebilirsiniz.
Bu girizgâhtan sonra asıl konuya gelelim.
Konu ne mi?
Geçen hafta YALNIZ KADINLARın çıkmazlarını anlatmıştım sizlere.
Bugün de sıra YALNIZ ERKEKLERde.
Ben bir kadın olarak yalnız erkeklerin halinden ne kadar anlayabilirim, değil mi?
Anlatmayı deneyeceğim.
Eksik kalanları ya da anlatamadıklarımı da yazıyı okuduğunuzda siz tamamlayın lütfen yorumlarınızla.
Evet, erkekler de çok yalnızlar. Hatta kadınlardan çok daha fazla yalnızlar.
Özellikle uzun yıllar sürmüş bir evlilikten çıkan erkekler.
“Yıllanmış eşini kaybetmiş erkekler sendromu” diye bir şey var bence. Uzman değilim bu konuda. Ama bunu yaşayan ve ne yapacağını bilemeyen, öyle ortalıkta yapayalnız kalmış erkekler…
Yıllar boyu o kadar çok alışıyorlar ki bir kadının varlığına. O kadının onu yönlendirmesine. Çocuğuymuş gibi her ihtiyacını karşılamasına. O kadın gidince de öyle dımdızlak kalıveriyorlar ortalıkta.
Çoğunun elinden bir iş de gelmiyor nedense. İstisnalar yok mu? Var elbette. Ama çoğu kadın gittikten sonra, yemek yapmayı, bulaşık ve çamaşır yıkamayı, makineleri kullanmayı öğreniyor. Çok mu zor? Değil elbette. Ama belli bir yaştan sonra bunları yapmaya alışmak elbette çok zor.
Peki neden bunları zamanında, kadın varken yapmıyorlar?
Oysa öyle yapsalar belki kadın daha uzun yaşayacak, belki hayatından ve adamdan bezip boşanarak çekip gitmeyecek.
Aslında sorun ne, biliyor musunuz?
Erkeklerin çoğu bir kadınla her yönüyle paylaşılan bir hayatın he iki taraf için de ne kadar güzel, ne kadar keyifli olduğunu bilmiyorlar.
Hayat paylaşıldıkça güzel ve paylaşıldıkça güzelleşiyor.
Kadın ölünce veya gidince ne mi oluyor?
Önce kocaman bir boşluk.
Sonra da BEKARLIK SULTANLIKTIR devri başlıyor bazılarında.
Boşanmışlarsa bu biraz daha zor oluyor. Neden mi? Çünkü kadınlar gidince genellikle adamın evini, parasını, birikimlerini de alıp gidiyor. (Benim gibi istisnalar da var tabii.) Bir de ömür boyu ödenen bir nafaka olayı da var ki bence erkek için büyük haksızlık. Ömür boyu nafaka nedir ya? Kadın o kadar aciz ve muhtaç bir varlık mı? Boşan, kendine gel ve dimdik ayaklarının üzerinde onurla yaşamaya devam et. Neden ben boşanmayı tercih ettiğim bir adamın parasını ömür boyu yemeye devam edeyim ki? Onurumla çalışır, kendi paramı yerim. Hatta nafaka kesilmesin diye hayatlarında biri olduğu halde evlenmiyorlar.
Çocuklar söz konusu olunca tabii ki baba onlara sürekli destek olmak zorunda. Daha önceki LÜTFEN BENİ BOŞAMA BABA yazımda da anlattığım gibi baba sürekli çocuğunun hayatında olmalı. Ve anne de bunu asla engellememeli. Çocuğunu bir şantaj, intikam unsuru olarak görmemeli. Ve asla kullanmamalı.
Adam da boşanır boşanmaz o kadın senin, bu kadın benim, çeşitli denemelere başlıyor. Çoğunlukla da hayat amaçları para olan kadınlara rastlıyorlar. Dolandırıldıktan sonra da her kadını öyle sanıyorlar.
Sonra ya yanlış bir evlilik yapıp bir iki yılda boşanıyorlar. Ya da daldan dala konmaya devam ediyorlar. Bir de alkole sığınmaları yok mu bu adamların. Sabah kahvesi yerine sabah birası oluyor bazılarının. En sonunda da ipin ucu her yönden kaçıyor. İçki, sigara, kadın, bir de kumar ekleniyor. Sırada borç batağı ve daha kim bilir neler?
Bir de karısı ölmüş erkekler var. Eşlerinin ellerini sıcak sudan soğuk suya sokturmayan, gak deyince su, guk deyince yemek bulan erkekler. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında olan erkekler. Mutfağa gidip kendilerine bir bardak çay bile dolduramayan erkekler.
Bunlar hele eşlerini kaybedince dımdızlak ortada kalıveriyorlar. Geneli de çok erken yaşta evlenmiş ve neredeyse eşlerinden başka kadın yüzü görmemiş olanlar. Çoğunun tüm dünyaları evlilik üzerine kurulmuş ve belki de birey bile olamamış bireyler.
Erkekler için durum daha da kötü. Eşlerini kaybeden erkekler bir anda eşi sağken görüştükleri tüm arkadaşlarından da soyutlanıyorlar. Nedense dul adam kimsenin evine giremiyor. Kimse aramaz, kimse sormaz oluyor. Hiçbir yere sığmıyorlar. Bu çocuklarının evi bile olsa. Herhangi bir uğraşları, hobileri de yoksa öyle tek başına kalıveriyorlar. Ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilemiyorlar.
Benim bu durumda olan erkekler için bazı önerilerim olacak:
- Bir koroya katılın. Sesinizin güzel olması ve solo yapmanız gerekmiyor. Biraz müzik kulağınız olması yeterli.
- Belediyeler vb. kuruluşlar tarafından açılan çeşitli kurslar var. Çoğu ücretsiz veya çok cüzi bir ücreti var. Mutlaka ilgilendiğiniz bir kurs bulursunuz. Yemek kursları bile olabilir.
- Bir evcil hayvan edinin. Hatta köpek olursa onun için siz de günde en az iki kez yürümek zorunda kalırsınız.
- Yürüyüş vb. bir spor aktiviteniz olsun. Bir spor salonuna da yazılabilirsiniz.
Benim ilk anda aklıma gelenler bunlar…
Gerisini de sizler ekleyin artık.
Eşinizin yasını mı tutuyorsunuz hâlâ?
Ne zaman hayata geri döneceksiniz?
Bir kere dünyaya geliyorsunuz.
Ölenle ölünmüyor ve hayat devam ediyor.
Hayatınızı hiç etmeyin lütfen…
Yorumlarınızı ve ilavelerinizi bekliyorum.
Katılmadığınız şeyler de olabilir.
Yazın ki yanlışımı bileyim.
Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.
Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.
Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

Yorum bırakın