HATİCE NAYIR'IN KALEMİNDEN AŞKLA

Bir Kalbin Penceresinden

“Biraz da sende kalsın annem. Kaç aydır ben bakıyorum.”

“Ben çalışıyorum, eşim de istemiyor. Sen bekarsın, ne zararı var ki sana? Annendir, kızısın, bak işte.”

Konu baba olunca da çok fark etmiyor aslında.

KONU YAŞLILARI YÜK OLARAK GÖRMEK.

Ah yaşlılık, ah ki ne ah!..

Keşke hiç olmasa, keşke hep genç kalsak…

Gençken her yere sığan, her işini yapan insan elden ayaktan düşünce hiçbir yere sığamaz oluyor. Bir işe yaramadığı düşünülüyor. Öyle evde köşe yastığı gibi oturuyor sanki. Sanki gençliğinde tonlarca şey başaran, o başarıdan o başarıya koşan insan o değil.

Yaşlılık zor mirim.  Hele sağlık sorunların varsa daha da zor.

Kendi işini kendin gördüğün sürece sorun yok aslında.

Sorun birilerine muhtaç olmaya başladığında başlıyor.

Anneannem “Kimseye muhtaç etme beni Tanrım. İki gün yatak, üçüncü gün toprak.” diye dua etti ömrü boyunca. Öyle olmadı ama annemle birlikte çok güzel baktık ona. Üç ay yattı, Alzheimer başlangıcı da vardı. Alzheimer hastasına bakmak bakan için hiç kolay değil. Çok zor şeyler yaşadık. Ama o kadar çok seviyorduk ki onu. Yeter ki yaşasın, biz ona yıllarca bakardık annemle.

Aslında tek ihtiyacımız olan sevgi, vicdan ve biraz da empati duygusu.

Hiçbirimiz genç kalmayacağız. Yıllar geçiyor ve hepimiz yaşlanıyoruz.

Kimsenin de yaşlılığında birilerine (Bu birileri evlatları dahi olsa) muhtaç yaşamayı isteyeceğini düşünmüyorum.

Büyük evler, büyük aileler vardı eskiden.

Baba, anne, çocuklar, babaanne, anneanne, dedeler, neredeyse herkes aynı evde veya yakın evlerde. Ben birazcık öyle büyüdüm aslında. Dedemin (annemin babası) annesi, ölene kadar bizimle yaşadı. Ben az buçuk bildiğim Arapçayı ondan öğrendim diyebilirim. Hiç Türkçe bilmezdi çünkü. Aslında yaşlılarla büyüyen çocuklar daha duyarlı, daha vicdanlı oluyor sanki.

Ama şimdi evler küçüldü, aileler küçüldü.

Kimse kimsenin evine sığamıyor artık.

Üstelik kızın yoksa hiç kimsenin evine sığamıyorsun. İstisnalar da var elbette ama kaide bozulmuyor genellikle.

Ben şimdiye kadar kaynanasını, kaynatasını evinde isteyen, hastayken bakan çok az gelin gördüm. Bakmadığı zaman karısına itiraz eden erkek de neredeyse hiç görmedim diyebilirim.

Annem derdi ki:

“Kızım ölünceye kadar kızımdır. Oğlum evleninceye kadar oğlumdur.”

İstisnalar üzerine alınmasın lütfen ama durum genelde böyle.

En güzeli bence birilerinin bakımına ihtiyaç duyduğumuzda kimse topu başkasına atmasın. Kaç çocuğun olduğu da önemli değil. Sekiz dokuz çocuğu olduğu halde ortalıkta kalan yaşlılar da yok mu? Mutlaka var.

Aranızda para toplayın ve bırakın bizi huzurevine.

Kimsenin kimseye minneti olmasın. Kimsenin huzurunu bozmayalım. Kimsenin özel hayatını işgal etmeyelim.

Gençler, sizler de haklısınız. İşiniz gücünüz, çoluğunuz çocuğunuz var. Ve büyük şehirlerde kendinize bile ayıracak zamanınız yok.

Anneleriniz, babalarınız sizlere yük olmasın.

İnanın onlar da asla yük olmayı istemezler. Sizi üzmek, eşlerinizle aranızı bozmak, sizin hayatınıza engel olmak da istemezler.

Evet, bırakın bizleri huzurevine ama orada unutmayın lütfen.

Arada ziyaretimize gelin. Yüzünüzü görelim. Bizleri sevdiğinizi hissedelim. Yeter bizlere.

Başka hiçbir şey istemiyoruz.

Sürekli yanınızda olup asık suratınızı, ağır sözlerinizi çekeceğimize arada bir gülümseyen yüzünüzü görmeyi tercih ederiz, inanın.

Ve son nefesimize kadar da sizleri sevmekten asla vazgeçmeyiz.

Siz de bizleri sevin ve ne olur yaşlılığımızda yük olarak görmeyin.

17 Kasım 2019’da sonsuzluğa uğurladığım annem için yazdığım bir şiirimi paylaşmak istiyorum sizlerle.

Huzur içinde uyusun canım annem…

AH, ANNEM

“Anneme yazacağım her şiir

Eksik kalırdı, biliyordum”

Taş bir Mardin evinin avlusunda

Yankılanırken güvercin sesleri

Gençliği gün ışığından sızan

Bir kadın girdi içeri

Hüzün hüzün olalı

Böyle bir kahve gözde konaklamamıştı

Annem hiç yaşamadığı çocukluğunu

Acaba yüreğinin hangi odasında saklamıştı

Sevdası hâlâ içinde canlı

Hâlâ gönlü bahar, hâlâ heyecanlı

Hayat öyle çok acıtmıştı ki onu

Hiç mutlu olmadan gelmemeliydi sonu

Bir bahar akşamı rastlamıştı oysa aşka

Ve hiç gelmemişti bir daha o bahar

Ah, annem anlatsaydım anlar mıydın

Ben de hiç çiçeklenmedim bugüne kadar

Her seyrettiğim şiddet haberinde

Aklıma gelenleri bir bilsen

Keşke o minicik olduğum günlere dönüp

Gözyaşlarını öperek silebilsem

Ah, annem, bilirim ne söylesem, ne yazsam eksik

Yüreğim her dem tazedir sana

Sevgim bir ömür yanı başında

Sakın unutma.

#haticenayır

Katılırsınız, katılmazsınız.

Bunlar benim düşüncelerim.

Yöreye ve yetiştiğiniz aileye göre durum farklı da olabilir elbette.

Ama genelde benim gözlemlerim böyle.

Sizler ne düşünüyorsunuz?
Yorumlarınızı bekliyorum.

Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

Posted in

Yorum bırakın