HATİCE NAYIR'IN KALEMİNDEN AŞKLA

Bir Kalbin Penceresinden

25 Kasım 2025 Salı günü öğle saatlerinde torunum doğdu, demeyeceğim.
Defne’m doğdu.
Defne kimin çocuğu mu?
Otuz yıllık kankam, can dostum, hayattaki en yakın arkadaşım, beni hayatta en çok hisseden insanım, diğer yarım Özlem’imin torunu.
Kızı Ceren 1995 yılının Temmuz ayında elime doğdu, demek isterdim ama öyle olmadı ne yazık ki. Özlem komşumdu Bahçelievler’de oturduğum evde. Onunla Ceren’in bebek mevlidinde tanıştık, tam otuz yıl önce.
Ama benim kızım Cemre’m Özlem’in eline doğdu. Ben sezaryendeyken Cemre’yi ilk onun kucağına vermişler hastanede.

Yani 25 Kasım günü Ceren’im Defne’mi doğurdu.
Yaklaşık altı yedi ay önce kızımla bir konuşmamız olmuştu telefonda.
Ben Çınarcık’taydım o ara.
“Anne, torun istiyor musun?” dedi bana.
“Neden soruyorsun kızım?” dedim.
“Torun istiyorsan evleneceğim, istemiyorsan evlenmeyeceğim.”
Biraz düşündüm:
“İstemiyorum kızım. Hem ben torun istiyorum diye evleneceksen hiç evlenme zaten.” dedim.
“Tamam, öyleyse evlenmeyeceğim.” dedi.
İstemiyordum gerçekten. Belki çoğunuza tuhaf gelebilir. “İnsan nasıl torun istemez?” diye düşünebilirsiniz. Ama ben pek çocuk seven bir insan değilim. Kendi çocuklarımı bile kendim doğurduğum için seviyorum. Çocuk sesine hiç tahammülüm yok. Yaramaz çocuğu ise inanın hiç kaldırmıyor kafam. Çıktıkları yere geri sokasım geliyor.
Salı günü Ceren’in doğurduğunu öğrenir öğrenmez işim biter bitmez hemen hastaneye gittim.
İşim derken evet “Bu yaşta hâlâ çalışıyor musun?” dediğinizi duyar gibi oldum.
Evet, bu yaşta hâlâ çalışıyorum. Ama nasıl?
Kızımın e-ticaret şirketi var. Yurt dışından ithal ettiği malları yurt içine ve yurt dışına internet üzerinden satıyoruz. Türkiye’deki hemen hemen bütün e-ticaret sitelerinde mağazalarımız var. Bu mağazalar üzerinden siparişleri alıyoruz. Ben işin siparişleri hazırlayıp kargolama ve kargoya verme sürecinde görevliyim. Yani firmanın ayak işleri, ameleliği. Mimardık ama kızımız için amele olduk işte.
Kadıköy’de oturduğum ters dubleks evimizin bahçe katını da tamamen ofis yaptık. Sabah uyanıp 7.00 gibi alt kata işe iniyorum. Gelen siparişleri yapıyorum. Kargo firmalarına teslim ediyorum. 13.00’e kadar gelen siparişleri teslim etmek zorunda olduğumuz için de 13.00’e kadar çalışıyorum. Günün o saatten sonrası da bana kalıyor.
Maaşlı mı çalışıyorum? Elbette ki hayır. İnsanın çocuğuna destek olmasının ücreti mi olur? Ama kızım gerektiği zaman asla desteğini benden esirgemiyor her konuda. Dağ gibi arkamda yani. Hep de dağ gibi kalsın inşallah.
Hastanede Ceren’in odasına girdiğimde Defne anneannesinin (Özlem’in) kucağındaydı. Çocuk sevmeyen ben bir anda tutup yüreğime koydum Defne’yi. Sanki benim kızım doğurmuş, sanki benim torunum olmuştu.

Arkadaşlarım, rahmetli annem, anneannem “Torun çok başka.” derlerdi bana.
“ÇOCUK CEVİZ İSE TORUN CEVİZİN İÇİ.” derdi canım anneannem. Ve beni çok çok severdi. Ben de onu.
Annem için de torunlarının yeri çok ayrıydı.
Cemre’yle de aralarında çok özel bir bağ vardı, çok net hissediyordum bunu.
Hiç mantıklı gelmiyordu bana insanın torununu çocuğundan fazla sevebilmesi.
Ama doğru sanırım.
Kızıma her zaman “Bana güvenip de sakın doğurmayın.” derdim.
Ama Ceren’in çocuğu bile bende bu duyguları uyandırdıysa Cemre’min çocuğu kim bilir neler yapar?

Evet, sözümü yedim Cemre’m.
Ki ben asla tutmayacağım sözü vermem.
Verdiğim sözü tutmamışsam ya ölmüşümdür ya da yoğun bakımdayımdır.
Dostlarım ve beni tanıyan herkes bilir bunu.
Torun istiyorum kızım.
Anneanne olmak istiyorum ben de.
Bana güvenip doğurabilirsin.

Senin de alacağın olsun Ceren’im.
İçimde uyuyan devi uyandırdın.
Ve hayatımıza hoş geldin Defne.

Bir düşünün bakalım.
Sizler ne durumdasınız?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Tabii ki torun sahibi olacak yaşta olanların ya da torunu olanların yorumlarını.
Torun istiyor musunuz?
Size güvenip çocuk sahibi olsun mu torunlarınız?

Bu hafta da bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.
Keyifli bir gün diliyorum.

Posted in

Yorum bırakın