HATİCE NAYIR'IN KALEMİNDEN AŞKLA

Bir Kalbin Penceresinden

  • HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    “Biraz da sende kalsın annem. Kaç aydır ben bakıyorum.”

    “Ben çalışıyorum, eşim de istemiyor. Sen bekarsın, ne zararı var ki sana? Annendir, kızısın, bak işte.”

    Konu baba olunca da çok fark etmiyor aslında.

    KONU YAŞLILARI YÜK OLARAK GÖRMEK.

    Ah yaşlılık, ah ki ne ah!..

    Keşke hiç olmasa, keşke hep genç kalsak…

    Gençken her yere sığan, her işini yapan insan elden ayaktan düşünce hiçbir yere sığamaz oluyor. Bir işe yaramadığı düşünülüyor. Öyle evde köşe yastığı gibi oturuyor sanki. Sanki gençliğinde tonlarca şey başaran, o başarıdan o başarıya koşan insan o değil.

    Yaşlılık zor mirim.  Hele sağlık sorunların varsa daha da zor.

    Kendi işini kendin gördüğün sürece sorun yok aslında.

    Sorun birilerine muhtaç olmaya başladığında başlıyor.

    Anneannem “Kimseye muhtaç etme beni Tanrım. İki gün yatak, üçüncü gün toprak.” diye dua etti ömrü boyunca. Öyle olmadı ama annemle birlikte çok güzel baktık ona. Üç ay yattı, Alzheimer başlangıcı da vardı. Alzheimer hastasına bakmak bakan için hiç kolay değil. Çok zor şeyler yaşadık. Ama o kadar çok seviyorduk ki onu. Yeter ki yaşasın, biz ona yıllarca bakardık annemle.

    Aslında tek ihtiyacımız olan sevgi, vicdan ve biraz da empati duygusu.

    Hiçbirimiz genç kalmayacağız. Yıllar geçiyor ve hepimiz yaşlanıyoruz.

    Kimsenin de yaşlılığında birilerine (Bu birileri evlatları dahi olsa) muhtaç yaşamayı isteyeceğini düşünmüyorum.

    Büyük evler, büyük aileler vardı eskiden.

    Baba, anne, çocuklar, babaanne, anneanne, dedeler, neredeyse herkes aynı evde veya yakın evlerde. Ben birazcık öyle büyüdüm aslında. Dedemin (annemin babası) annesi, ölene kadar bizimle yaşadı. Ben az buçuk bildiğim Arapçayı ondan öğrendim diyebilirim. Hiç Türkçe bilmezdi çünkü. Aslında yaşlılarla büyüyen çocuklar daha duyarlı, daha vicdanlı oluyor sanki.

    Ama şimdi evler küçüldü, aileler küçüldü.

    Kimse kimsenin evine sığamıyor artık.

    Üstelik kızın yoksa hiç kimsenin evine sığamıyorsun. İstisnalar da var elbette ama kaide bozulmuyor genellikle.

    Ben şimdiye kadar kaynanasını, kaynatasını evinde isteyen, hastayken bakan çok az gelin gördüm. Bakmadığı zaman karısına itiraz eden erkek de neredeyse hiç görmedim diyebilirim.

    Annem derdi ki:

    “Kızım ölünceye kadar kızımdır. Oğlum evleninceye kadar oğlumdur.”

    İstisnalar üzerine alınmasın lütfen ama durum genelde böyle.

    En güzeli bence birilerinin bakımına ihtiyaç duyduğumuzda kimse topu başkasına atmasın. Kaç çocuğun olduğu da önemli değil. Sekiz dokuz çocuğu olduğu halde ortalıkta kalan yaşlılar da yok mu? Mutlaka var.

    Aranızda para toplayın ve bırakın bizi huzurevine.

    Kimsenin kimseye minneti olmasın. Kimsenin huzurunu bozmayalım. Kimsenin özel hayatını işgal etmeyelim.

    Gençler, sizler de haklısınız. İşiniz gücünüz, çoluğunuz çocuğunuz var. Ve büyük şehirlerde kendinize bile ayıracak zamanınız yok.

    Anneleriniz, babalarınız sizlere yük olmasın.

    İnanın onlar da asla yük olmayı istemezler. Sizi üzmek, eşlerinizle aranızı bozmak, sizin hayatınıza engel olmak da istemezler.

    Evet, bırakın bizleri huzurevine ama orada unutmayın lütfen.

    Arada ziyaretimize gelin. Yüzünüzü görelim. Bizleri sevdiğinizi hissedelim. Yeter bizlere.

    Başka hiçbir şey istemiyoruz.

    Sürekli yanınızda olup asık suratınızı, ağır sözlerinizi çekeceğimize arada bir gülümseyen yüzünüzü görmeyi tercih ederiz, inanın.

    Ve son nefesimize kadar da sizleri sevmekten asla vazgeçmeyiz.

    Siz de bizleri sevin ve ne olur yaşlılığımızda yük olarak görmeyin.

    17 Kasım 2019’da sonsuzluğa uğurladığım annem için yazdığım bir şiirimi paylaşmak istiyorum sizlerle.

    Huzur içinde uyusun canım annem…

    AH, ANNEM

    “Anneme yazacağım her şiir

    Eksik kalırdı, biliyordum”

    Taş bir Mardin evinin avlusunda

    Yankılanırken güvercin sesleri

    Gençliği gün ışığından sızan

    Bir kadın girdi içeri

    Hüzün hüzün olalı

    Böyle bir kahve gözde konaklamamıştı

    Annem hiç yaşamadığı çocukluğunu

    Acaba yüreğinin hangi odasında saklamıştı

    Sevdası hâlâ içinde canlı

    Hâlâ gönlü bahar, hâlâ heyecanlı

    Hayat öyle çok acıtmıştı ki onu

    Hiç mutlu olmadan gelmemeliydi sonu

    Bir bahar akşamı rastlamıştı oysa aşka

    Ve hiç gelmemişti bir daha o bahar

    Ah, annem anlatsaydım anlar mıydın

    Ben de hiç çiçeklenmedim bugüne kadar

    Her seyrettiğim şiddet haberinde

    Aklıma gelenleri bir bilsen

    Keşke o minicik olduğum günlere dönüp

    Gözyaşlarını öperek silebilsem

    Ah, annem, bilirim ne söylesem, ne yazsam eksik

    Yüreğim her dem tazedir sana

    Sevgim bir ömür yanı başında

    Sakın unutma.

    #haticenayır

    Katılırsınız, katılmazsınız.

    Bunlar benim düşüncelerim.

    Yöreye ve yetiştiğiniz aileye göre durum farklı da olabilir elbette.

    Ama genelde benim gözlemlerim böyle.

    Sizler ne düşünüyorsunuz?
    Yorumlarınızı bekliyorum.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

  • HAYAT, SANA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    “Neden bana yaşamasını öğretmediler?” 

    Demiş değerli yazar Oğuz Atay “Tutunamayanlar” isimli romanında.

     

    Bana da yaşamayı öğreten olmadı. Kimseden de öğretmesini beklemedim zaten.

    Öğretecek olanlara da öğreten olmamıştı ki. İnsan bilmediği şeyi öğretebilir mi? Ya da hayat öğretilecek bir şey midir?

    Belki de annelerimiz, babalarımız ve daha da büyüklerimiz yaşamayı öğrenemeden gittiler. Böyle giden o kadar çok insan var ki benim tanıdığım. Sizler de biraz düşünseniz ne kadar çok olduklarını göreceksiniz.

     

    Bence yaşamak öğrenilecek bir şeydir. Ben nasıl öğreneceğimibilmediğim halde öğrenmeye ve öğretmeye çalıştım yine de.

    Hayattan ders aldım hiç usanmadan. Yeter artık, demeden. Uyanık olduğum her zaman diliminde hayatı dinledim. Ders saatlerini uzatmak için de çok uyumadım. Her sabah altıda uyandım. Güneş beni görünce doğdu. Gün beni görüp aydınlandı. Martılar beni görünce cıvıldadılar. İstanbul beni görünce uyandı.

    Kuşlarla özgürlüğü, denizle huzuru, yeşille büyümeyi öğrendim.

    Ayla ışığı, yıldızlarla parlamayı, güneşle aşkı öğrendim.

    Ağlamayı, gülmeyi, savaşmayı, sevişmeyi, uslanmayı öğrendim.

    Bir ateştim, küle döndüm.

    Bir küldüm, güle döndüm.

    Ve hep yüzümü hayata döndüm.

     

    Yaşamanın ne kadar güzel olduğunu göremeyenler, hayatın nasıl öğrenileceğini, nasıl yenileceğini, nasıl yenileneceğini, mutluluğun çok ufak şeylerde saklı olduğunu bilmeyenler, göremeyenler ne kadar çok şey kaçırdıklarını da öğrenemediler.

    O yüzden üzülecekleri bir şey de olmadı.

    Yaşamayı öğrenemeden ölüp gittiler sonra da.

    Hayat bir şey kaybetti mi? 

    Elbette ki hayır ama gidenler yaşayamadan gittikleri için çok şey kaybettiler.

     

    Ben ölsem de gam yemem.

    Çünkü hayatı hep sevdim.

    Çünkü hayata hiç yenilmedim.

    Çünkü hayattan çok şey öğrendim.

    Çünkü hayattan hiç vazgeçmedim.

    Her şeye rağmen.

    Üzülmedim mi? Elbette üzüldüm.

    Kırılmadım mı? Elbette kırıldım.

    Vazgeçtim mi? ASLA.

    Yenildim mi? ASLA.

    Hayata hiç yenilmedim. He zaman, her şartta dimdik ayaktakaldım.

    Kanser oldum. 

    “Hoş geldin benim güzel kanserim, davetsiz misafirim! Seni çok güzel ağırlayacağım ve geldiğin gibi de uğurlayacağım.” dedim. 

    Öyle de yaptım.

     

    Öğrendiklerimi çocuklarıma da öğrettim.

    Onlar da yaşamayı, hayatı seven, pırıl pırıl çocuklar oldular.

    Yaşamak güzel şey.

    Her şeye rağmen.

    Onlar da biliyorlar.

    Eminim ki başkalarına da öğreteceklerdir.

     

    Bu arada bir şiirimde ne demişim bakın:

     

     

    ELDE VAR İKİ

    Bıktıysanız yaşamaktan

    Usandıysanız acılardan

    Hayat hep üzerinize geliyorsa

    Hiç beklemeyin

    Hemen yeni bir gökyüzü çizin kendinize

     

     

    Gülümseyen bir güneş koyun önce 

    Işıldasın gün boyu neşeyle

    Sonra tüy bulutlar ekleyin

    Ve o bulutların üstüne çıkıp

    Hayatı keyifle dinleyin

     

     

    Sonra mavilerle boyayın göğü

    Turkuaz denizleri sakın unutmayın

    Beyaz bir yelkenliye binip ardından

    Rüzgârı da mutlaka peşinize alın

     

     

    Denizde yunuslar dolaşsın neşeyle

    Martılar da eşlik etsin onlara

    Balıkların hepsine haber salın

    Mutluluğun en sakin olduğu yerde kalın

     

     

    Masmavi bir gökyüzü çizin mutlaka kendinize 

    Sevgiyi de ekleyin bolca üzerine

    Hayattan ümidinizi kestiğiniz yerde

    Aşkı ve gökyüzünü alın yüreğinize 

     

    Daha ne olsun

    Elde var iki işte…

    #haticenayır

     

     

     

    VE ALTMIŞ DÖRT YAŞIMDAN HAYATA DİYORUM Kİ:

    Hayat, sana çok teşekkür ederim.

    Her şeye rağmen güzeldin.

    Mutlu da ettin, mutsuz da. Yalnız da oldum, kalabalık da.Aşkla da yaşadım, aşksız da.

    Güzel günlerim de oldu, yok saydığım günlerim de.

    Düşe kalka yürüdüm çizdiğin yolda. Çizgi dışına çıkmak da güzeldi çoğu zaman.

    Seçtiğim yollar yanlış da olsa hiç pişman olmadım.

    Her yaşadığımın bana bir şeyler kattığının hep farkındaydım.

    Çok yenildim, çok hırpalandım. Düştüm, hep yeniden ayağa kalktım.

    Kül oldum, hep küllerimden doğdum.

    Kaç gün, kaç ay, kaç yıl daha yaşarım, bilmiyorum.

    Ama sana söz veriyorum.

    Sağlığım yerinde oldukça, sevdiklerim yanımda oldukça,

    Senden hiç vazgeçmeyeceğim.

    Yoluma koyduğun engeller, verdiğin sıkıntılar, yaşattığın dertler olmasaydı

    Ben bugünkü ben olmazdım.

    Her şeye rağmen benden vazgeçmediğin için, keşke dedirtmediğin için,

    HAYAT, SANA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.

     

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Hayatı, yaşamayı sevip sevmediğinizi düşünün.

    Yaşamayı öğrenebildiniz mi?

    He şeye rağmen her şeyde mutluluk bulmaya çalıştınız mı?

    Hayatı sevin ve hiç vazgeçmeyin lütfen.

    Zaman akıp gidiyor ve geriye saramıyoruz ne yazık ki.

     

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

     

  • HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Aşkın yaşı kaç?. Sosyal medya paylaşımlarına bazen tuhaf yorumlar gelebiliyor.
    Ben bildim bileli aşk şiirleri yazıyorum. Geçen biri aşkla ilgili bir paylaşımıma yorum yaptı: “Kaç yaşında kadınsın? Aşktan umudunu kesmemişsin. Akıllanmadın mı hâlâ?” gibi bir şeydi anımsadığım kadarıyla.
    Tuhaf geldi bana.
    Aşkın yaşı mı olur?
    İnsan kaç yaşında aşktan umudunu kesmeli?
    Kaç yaşından sonra aşık olmak yasak?
    “Aşkın ömrü üç yıldır” furyası vardı bir zamanlar.
    Bu vartayı atlattık. Şimdi de aşkın yaşı çıktı başımıza.
    Siz ne düşünüyorsunuz, bilmiyorum.
    Bence yaş alıyoruz ve her yıl biraz daha hayattan uzaklaşıyoruz.
    Ama kaç yaşında olursak olalım asla aşktan uzaklaşmıyoruz.
    Uzaklaşamıyoruz.
    Ve uzaklaşmayalım da.
    Ben altmış dört yaşına bastım birkaç gün önce.
    Ama ruhum hâlâ on sekiz.
    Yüreğim hâlâ on sekiz.
    Ve ben hâlâ aşkla bağlıyım hayata.
    Hayatı seviyorum.
    Hâlâ umutlarım var.
    Hâlâ hayallerim var.
    Hâlâ hayattan beklediklerim var.
    Hâlâ sevmek istiyorum.
    Hâlâ sevilmek istiyorum.
    Ve asla hayattan da aşktan da vazgeçmeyi düşünmüyorum.
    Sizlere de tavsiyem odur ki:
    Hayatı sevin.
    Sevebileceğiniz her şeyi sevin.
    Canlı olan, acı çekebilen her canlıyı sevin.
    Güzelliklerden asla vazgeçmeyin.
    Umut etmekten asla vazgeçmeyin.
    Ve bir liste yapın kendinize.
    “Ölmeden önce yapmak istediklerim listesi.”
    Ben bu listeyi ilk kez meme kanserini ikinci evrede konuk ettiğimde yapmıştım.
    “Benim güzel kanserim! Seni çok güzel ağırlayacağım ve geldiğin gibi de uğurlayacağım.” demiştim.
    Öyle de yaptım.
    Ağırladım ve uğurladım
    Hatta 23.03.2023 yılında beynime pıhtı attı ve sol tarafıma felç indi.
    Hayatımın on beş dakikası hafızamdan silindi. O anları hatırlamıyorum.
    Çocuklarım hemen ambulans çağırarak yarım saat içinde hastaneye gitmemi sağladılar.
    Böyle durumlarda ilk saatlerde müdahale edilmesi çok önemliymiş.
    Bunu “Aşk Bir Hastalıktır” isimli ilk öykü kitabımda da anlatmıştım.
    Doktorumun dediğine göre sol yanıma felç inmiş ve geri gitmiş.
    Sözün özü o da hayata bu kadar aşkla bağlı olan birinin hayatla bağını kesmek istemedi, diye düşünüyorum.
    İlk “Ölmeden önce yapmak istediklerim listesi”ndeki tüm maddeleri gerçekleştirdim.
    Sonra ikinci bir liste daha yaptım.
    Dört madde hariç oradakileri de tamamladım.
    Neler mi onlar?
    1. Bir yılbaşına sevdiğim insanla Paris’te  gireceğim.
    2. Yunan adalarını göreceğim ve özellikle Santorini’de gün batımı izleyeceğim.
    3. Ohrid gölü kenarında tatil yapacağım.
    4. Bitirmem gereken bir kitabım var. Onu bitireceğim.
    Bunları gerçekleştirmeden gitmeyi düşünmüyorum.
    Hatta gerçekleştirsem de üçüncü bir listenin hazırlanacağından emin olabilirsiniz.
    Ve üçüncü listemin ilk maddesi:
    1. Kuzey ışıklarını görmek için bir gemi turu yapacağım.
    Hayatı sevin ki o da sizi sevsin.
    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.
    Sevgiyle, dostlukla, aşkla kalın.

  • HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Çok uzun yıllar evli kalanlara imrenmiyorum.
    Ben beceremedim. Becermek de istemedim zaten.
    Dokuz ve on üç yıllık iki başarısız girişimim oldu. Aslında benim tarafımdan bakarsanız ikisi de çok başarılıydı. Aman diyeyim, eşlerimin tarafından sakın bakmayın.

    Kırk, elli, altmış yıldır evli olmak nedir ya? Yıllanmış eşler tragedyası bu. Benim aklım almıyor duyduğum zaman. Sıkılırım ben.

    Kırk yıl, on dört bin altı yüz gün, üç yüz elli bin dört yüz saat, bilmem kaç dakika, kaç saniye. Kırk yıl sabah uyanıyorsun, sağında ya da solunda aynı yüz, aynı insan. Ne kadar korkunç bir şey. Sıkılmaz mı insan? Bu kadar monotonluk, hep aynı rutin sıkıcı değil mi? Sizce değil mi? Ben yeri geliyor, kendimden bile sıkılıyorum.

    Sakın yanlış anlamayın.
    Aileye, evliliğe karşı değilim elbette.
    Ya da sayın ki karşıyım.
    Evet, sevgiyi, aşkı en çok savunanlardan biriyim.
    İlişkiler mutlaka olmalı.
    Sevgi, saygı, sadakat mutlaka olmalı.
    Çocuklar elbette olmalı.
    Ama bunun adı mutlaka evlilik mi olmalı?
    İsteyen elbette evlensin.
    İsteyen elbette dip dibe, burun buruna kırk, elli, altmış yıl, yani koca bir ömür yaşasın.
    İstemeyene de dayatmayın ya.
    Boğmayın sorularla.
    Evde mi kalacaksın?
    Yok kaç yaşına geldin, niye evlenmiyorsun?
    Yok ıvır zıvır…
    Herkes evlenmek zorunda değil.
    Herkes çocuk sahibi olmak zorunda da değil.
    Zaten bakamayacağınız, yetiştiremeyeceğiniz çocuğu da doğurmayın lütfen.
    Layıkıyla kaç çocuk büyütebileceğinizi düşünüyorsanız o kadar çocuk doğurun.
    Ben evlilik olmasın, demiyorum.
    Ama evlilik varken özgürlük de olsun, diyorum.
    Kimse kimseyi boğmasın.
    Kimse kimseyi değiştirmeye çalışmasın.
    Herkes neyse o kalsın.

    “Senin sen olmadığın, sen kalamadığın bir ilişki asla olmamalı.” diyorum.

    Olmuyorsa da olmasın.
    Yalnızlık da güzeldir.
    Yalnızlığınızla mutlu olmayı da öğrenin lütfen.
    Kimse ölümsüz değil.
    O kırk yıllık eşiniz öldüğünde dımdızlak kalıverirsiniz ortada.
    Kendinize ait bir hayatınız da mutlaka olsun.
    Uğraşlarınız, hobileriniz olsun.
    Dostlarınız, gruplarınız olsun.
    Hayatı hep çift düşünmeyin.
    Tek başınıza da ayakta durabilecek şekilde kurun hayatınızı.

    Ve Halil Cibran şöyle der Ermiş kitabında:
    “Sonra yine El Mitra söz aldı:
    Ya Evlilik için ne dersin erenler?
    Ve yanıtladı El Mustafa:

    “Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız. Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız. Tanrı’nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız. Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz da boşluklar olsun. Ve Tanrısal alemin rüzgârları esip dolanabilsin aranızda. Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın. Bırakın yüreklerimizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun sevgi. Birbirinizin kadehini doldurun, ama aynı kadehten içmeyin. Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı ekmeği yemeyin. Birlikte şarkı söyleyip dans edin ve eğlenin, ama ikiniz de tek başınıza olun. Bir lavtanın, aynı ezgiyle titreseler de birbirinden ayrı duran telleri gibi. Kalplerinizi verin, ama teslim almayın birbirinizin kalbini. Çünkü sadece Hayat’ın avucundadır kalpleriniz. Birlikte saf tutun, ama yapışmayın birbirinize. Çünkü tapınağın sütunları da ayrı dururlar. Ve meşe ile selvi büyüyemez birbirlerinin gölgesinde.”

    Ben demiyorum.

    Halil Cibran söylüyor.

    Sonra demedi demeyin.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Sevgiyle, dostlukla, aşkla kalın.

  • LÜTFEN BENİ BOŞAMA BABA

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    “Baba, seni çok seviyorum. Lütfen beni boşama.”

    Duyduğumuz annesi babası ayrılan küçük bir kızın çığlığıydı.

    Nedense böyle bir izlenim edindim çevremde.

    Evlilikler bitebilir elbette. Eşler anlaşamayabilir, geçinemez ve boşanabilirler.

    Ama nedense boşanmalarda babalar çocuklarını da boşuyorlar.

    Evlatlarını görmek için çaba harcamıyorlar.

    Nafaka vermemek için binbir takla atıyorlar.

    Sanki boşanınca evlatlarından da boşanıyorlar.

    Anlayamadığım şey şu:

    Çocuğu veya çocukları eşiniz babasının evinden çeyiziyle mi getirdi?

    O masumu siz birlikte getirmediniz mi dünyaya?

    Anne dokuz ay karnında taşıdı diye o çocukta hakkınız çok mu daha az?

    Boşanma aşamasında ve sonrası neden çocuklar size yük gibi görünüyor?

    Neden kurtulmanız gereken bir eşya gibi bodrumdaki depoya ya da sığınağa kaldırmaya çalışıyorsunuz?

    Boşanınca çocuğunuzun artık annesi veya babası değil misiniz?
    Hakim kararıyla çocuğunuzdan da mı boşanıyorsunuz?

    Olmuyor beyler.

    Beyler diyorum, çünkü genelde erkekler yapıyor bunu?

    Bazıları maddi manevi tüm desteğini çekiyor çocuktan.

    Bazıları da sadece para vererek babalık yaptıklarını sanıyorlar.

    Bazıları da yeniden evlendiklerinde ya da hayatlarına biri girdiğinde hemen unutuyorlar çocuklarını.

    Oysa yeni eşi ya da hayat arkadaşı adamın çocuğu ve sorumlulukları olduğunu bilerek girmeli hayatına.

    Kimse kimseden çocuğunu yok saymasını isteme hakkına sahip değil.

    Bu cinsiyet fark etmeksizin herkes için geçerli.

    Bir çocuk için annesinin, babasının desteğini hissetmek, onların her şartta kocaman bir dağ gibi arkasında durduğunu bilmek, onlardan sevgi, sıcaklık görmek o kadar önemli ki.

    Bunlar olmadığında öyle çok eksik kalıyor ki insan.

    Ve bu eksiklik bütün hayatına yansıyor.

    Hayatta başarısız oluyor.

    İlişkilerinde başarısız oluyor.

    Evliliklerinde başarısız oluyor.

    SEN YOKTUN, BEN YARIM KALDIM BABA

    Sen yoktun, ben eksik kaldım baba

    Hiçbir el okşamadı başımı

    Hiç kimse silmedi gözyaşımı

    Hiç kimse ısıtamadı ellerimi

    Ne derdimi anlatabildim kimseye

    Ne sevgimi gösterebildim

    Her şey o kadar yanlış

    Her an o kadar yalnızdım ki

    Sen yoktun, ben yarım kaldım baba

    Hiç kimse tamamlayamadı beni

    Aradım, aradım, bulamadım

    Hiçbir yerde sevgiyi

    Hep sol yanımda bir eksiklik

    Hep baş ucumda bir öksüzlük

    Sen yoktun

    Ben tamamlanamadım baba…

    #haticenayır

    Tam da bu satırları yazarken bu şiir döküldü işte yüreğimden klavyeme.

    Lütfen çocuklarınızı eksik bırakmayın.

    Lütfen boşanırken çocuklarınızı da boşamayın.

    Bugün de böyle işte.

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

  • YALNIZ KADINLAR TRAGEDYASI

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Beni gerçek hayattan tanıyanlar bilir.

    Kendimi övmek gibi bir huyum yoktur.

    Ama asla alçakgönüllülük yapmam ve doğruları söylemekten de hiç çekinmem.

    Eğer yürekse önemli olan güzel bir insanım.

    Bunu bilenler bilir.

    Hani standartlara bakınca kilom var, ama yaşıma göre de fena sayılmam.

    Zekama da şapka çıkartabiliriz.

    Duygular dersen şelale.

    Esprili ve eğlenceli biri olduğumu söyler tanıyanlar.

    Kimsenin malında mülkünde de gözüm yoktur.

    Eğitim, kariyer vb. ne isterseniz mevcut.

    Hoş, bu saatten sonra fazla anlamı da yok.

    Yıllardır kendi ayaklarım üzerinde dimdik duruyordum.

    Hâlâ da öyleyim.

    Ama ahhh şu emekli maaşları. Perişan etti hepimizi.

    Bir de tam bir yıl önce kefen parası diye tanımladığımız tüm birikimim internetteki sahte bir yatırım şirketi tarafından hiç edildi.

    Yani çok feci dolandırıldım.

    Yani internette gördüğünüz her linke tıklamayın.

    Kenarda bir kuruş param kalmadı.

    İyi ki çocuklarım var da beni kimseye muhtaç etmiyorlar.

    Ve kişi ayağını yorganına göre uzatmayı da bilmeli.

    Artık ayaklarımız dışarda ama yorganı da değiştirmemiz çok zor.

    İnsan yaş aldıkça yanında onu anlayacak, destek olacak, kalan hayatını paylaşacak bir insanı daha çok arıyor.

    Peki, neden yalnızız öyleyse?

    Ne arıyoruz ve kimi bekliyoruz?

    Kriterlerimiz yok aslında.

    Ama prensiplerimiz var birlikte yol alabileceğimiz, hayatı paylaşabileceğimiz insanla ilgili.

    Ve genelde bunların hepsi bir insanda yok.

    Ve genelde bunların çoğunu herkes istiyor da dillendirmek zor geliyor.

    Sadece 3.madde bazı erkeklere ters gelebiliyor. Çünkü bazı erkekler kadını evde köle (!!!)  gibi görebiliyor.

    Kadın yemek yapmasa, çamaşır yıkamasa, evi temizlemese, koynuna girmese niçin var, değil mi?

    Ben de bu dillendirilmeyen şeyleri yazayım dedim.

    Neler mi?

    Okuyun bakalım:

    1. Güven verecek. (Hiç yanlış yapma hakkı yok bu konuda.)

    2. Kendine yetecek. (Maddi olarak benden hiçbir şey beklemeyecek. Kendime bile zor yetiyorum bu ekonomik şartlarda.)

    3. Herkes kendi evinde oturacak. (Ne ben ona, ne o bana taşınma gereği duymayacağız. Yani asla sürekli birlikte oturmayacağız. Kimse kimseyi boğmayacak. Ama maddi durumumuz elverirse ortak bir evimiz de olabilir. Bu yaştan sonra çocuk da yapamayacağımıza göre.)

    4. Zeki olacak. (Ama benden daha da zeki olsa bunu belli etmeyecek kadar zeki ve asla ukala değil.)

    5. Benim, onun ve bizim hayatlarımız olacak. (Yapışık ikizler gibi yaşamak zorunda değiliz. İki tarafın da nefes alabileceği özel alanları mutlaka olmalı.)

    6. Beni gerçekten sevecek, sevgisini, ilgisini belli edecek. (Ama sevgisiyle, ilgisiyle boğmayacak.)

    7. Bana güvenecek ve hesap sormayacak. (Hesap vermekten nefret ederim. Ben de hesap sormam müthiş âşık değilsem, ben sorarsam o da sorsun.)

    8. Yüreği, ruhu güzel olacak. (Yani insan olacak.)

    9. Seyahat etmeyi, yeni yerler keşfetmeyi sevecek. Belki bir karavanı da olsa tadından yenmez. (Bence insanlar birbirlerini en iyi yolculuklarda tanır. Bir insanla tatilde, yolda ya da ufak bir karavanda anlaşabiliyorsanız, sorun çıkmıyorsa o kişiyle tereddütsüz evlenebilirsiniz.)

    10. Kitap okumaktan, tiyatro, konser, sinema vb. kültürel etkinlikleri izlemekten keyif alacak. (Bunları sevdiğiniz bir insanla paylaşmanın keyfini yaşayanlar bilir.)

    11. Temiz, bakımlı ve düzenli olacak. (Birlikteyken çorabını salondan, gömleğini banyodan toplamak istemiyorum.)

    12. Görünüm olarak yaşı benden ne çok büyük, ne de çok küçük olmayacak. (Görenler de yakıştırsın hani. Yanında anası ya da kızı gibi durmayayım.)

    13. Sigara içmeyecek. (Sigara kaynaklı hastalıklar konusunda hassasım ve sigaraya hiç tahammülüm yok. İçmeyene içen kişinin nasıl koktuğunu yaşayanlar bilir. Ayrıca kendi sağlığına özen göstermeyen bana niye özenli davransın?)

    14. İçkiyle arası çok samimi olmayacak. (Yani sabahtan içmeye başlamayacak, ya da akşamcı olmayacak. İçince de dozunu kaçırmayacak.)

    15. Mutlaka BEKAR olacak. (İnsan sevdiğini paylaşamıyor.)

    16. Nikah yapmak zorunda değiliz. (Bizi bağlayan nikah olmayacak çünkü ama bunu konuşabiliriz. Nikah olursa da karşı taraf isterse mal ayrılığı sözleşmesi yapabiliriz. Kimsenin parasında pulunda gözüm olmadı bu yaşıma kadar. Bundan sonra da olmaz.)

    17. Bana evde yardımcı olabilecek. Yemek yapmayı da sevse harika olur. (Malum belli bir yaştayız artık. Kendimize hizmet etmek bile zor geliyor.)

    18. Ve en önemlisi AŞK olacak.

    Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

    Bunların hepsi bende var.

    Bende olanları da karşımdaki insandan istemeye hakkım olduğunu düşünüyorum.

    İsteyenin bir yüzü kara malumunuz.

    Çoğu olsa, birkaçı olmasa olmaz mı?

    Bunların yarısı da olsa olur belki.

    Elektriğimizin tutması tolere edebilir bazı maddeleri.

    Ama 1, 2, 3, 13, 14, 15 ve 18. maddeler olmazsa olmaz.

    Yalnız şunu da ekleyeyim:

    18.madde olursa hepsini silebilir bir anda. (Çünkü AŞK başa gelince mantık bir yıl izne çıkarmış. Üstelik yengeç burcu olduğum için bende hiç mantık da yoktur. Hayatım boyunca yüreğimin götürdüğü yere gittim. Hep de geri döndüm. Ama hiç akıllanmadım. Yine olsa yine giderim.)

    Yalnızım ve biliyorum ki hep yalnız olacağım.

    Yalnızlığımıza da alıştık aslında artık.

    Bu kriterlerin hepsinin bir insanda olduğunu düşünmüyorum.

    Ve bence AŞK ı bulmak da çok zor artık.

    Şimdi yalnız olanlara soruyorum:

    Sizler neden yalnızsınız?

    Kriterleriniz ya da prensipleriniz var mı?

    Aşk mı bekliyorsunuz?

    Evliliğe mi karşısınız?

    Unutamadığınız biri mi var?

    Yalnızlığa çok mu alıştınız?

    Ya da başka bir şey mi?

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Neden yalnızsınız?

    Cevaplarınızı bekliyorum.

    Yorumlarınızı da…

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

  • DUL ERKEKLER TRAGEDYASI

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Bir kadın bir erkeğin duygularını ne kadar anlayabilir?

    Ne kadar empati yapabiliriz karşımızdaki insana, hele bir de erkekse?

    Bunu aslında ben HAYAL ANIM isimli üçüncü şiir kitabımda deneyimledim bir anlamda.

    Şöyle ki:

    Kitabım Yalan Bey ve Hayal Hanım arasındaki karşılıklı atışmalardan oluşuyor. Bu atışmalar da ben yazınca şiir yoluyla oluyor mecburen.

    Yalan Bey bir söylüyor, Hayal Hanım bin…

    Sonunda hiç kimse haklı çıkmıyor elbette.

    Aradaki ihtilaf AŞK olunca haklı çıkan hep AŞK oluyor.

    O kitapta YALAN BEY’in şiirlerini yazarken kendimi onun yerine koymak zorunda kaldım mecburen. Erkek gibi hissetmek, erkek gibi düşünmek…

    Çok zor bir süreç oldu benim için. Psikolojik açıdan da bayağı zorlandım hani.

    Ne kadar başarılı oldum, bilemiyorum.

    Bunu kitabı okuyanlara sormak gerekiyor bence.

    Merak edenler de alıp okuyabilir elbette…

    “Nerden temin edebiliriz?” diyenler aşağıdaki linki deneyebilir. Ayrıca ikinci şiir ve ilk öykü kitabımı da bu linkten temin edebilirsiniz.

    Bu girizgâhtan sonra asıl konuya gelelim.

    Konu ne mi?

    Geçen hafta YALNIZ KADINLARın çıkmazlarını anlatmıştım sizlere.

    Bugün de sıra YALNIZ ERKEKLERde.

    Ben bir kadın olarak yalnız erkeklerin halinden ne kadar anlayabilirim, değil mi?

    Anlatmayı deneyeceğim.

    Eksik kalanları ya da anlatamadıklarımı da yazıyı okuduğunuzda siz tamamlayın lütfen yorumlarınızla.

    Evet, erkekler de çok yalnızlar. Hatta kadınlardan çok daha fazla yalnızlar.

    Özellikle uzun yıllar sürmüş bir evlilikten çıkan erkekler.

    “Yıllanmış eşini kaybetmiş erkekler sendromu” diye bir şey var bence. Uzman değilim bu konuda. Ama bunu yaşayan ve ne yapacağını bilemeyen, öyle ortalıkta yapayalnız kalmış erkekler…

    Yıllar boyu o kadar çok alışıyorlar ki bir kadının varlığına. O kadının onu yönlendirmesine. Çocuğuymuş gibi her ihtiyacını karşılamasına. O kadın gidince de öyle dımdızlak kalıveriyorlar ortalıkta.

    Çoğunun elinden bir iş de gelmiyor nedense. İstisnalar yok mu? Var elbette. Ama çoğu kadın gittikten sonra, yemek yapmayı, bulaşık ve çamaşır yıkamayı, makineleri kullanmayı öğreniyor. Çok mu zor? Değil elbette. Ama belli bir yaştan sonra bunları yapmaya alışmak elbette çok zor.

    Peki neden bunları zamanında, kadın varken yapmıyorlar?

    Oysa öyle yapsalar belki kadın daha uzun yaşayacak, belki hayatından ve adamdan bezip boşanarak çekip gitmeyecek.

    Aslında sorun ne, biliyor musunuz?

    Erkeklerin çoğu bir kadınla her yönüyle paylaşılan bir hayatın he iki taraf için de ne kadar güzel, ne kadar keyifli olduğunu bilmiyorlar.

    Hayat paylaşıldıkça güzel ve paylaşıldıkça güzelleşiyor.

    Kadın ölünce veya gidince ne mi oluyor?

    Önce kocaman bir boşluk.

    Sonra da BEKARLIK SULTANLIKTIR devri başlıyor bazılarında.

    Boşanmışlarsa bu biraz daha zor oluyor. Neden mi? Çünkü kadınlar gidince genellikle adamın evini, parasını, birikimlerini de alıp gidiyor. (Benim gibi istisnalar da var tabii.) Bir de ömür boyu ödenen bir nafaka olayı da var ki bence erkek için büyük haksızlık. Ömür boyu nafaka nedir ya? Kadın o kadar aciz ve muhtaç bir varlık mı? Boşan, kendine gel ve dimdik ayaklarının üzerinde onurla yaşamaya devam et. Neden ben boşanmayı tercih ettiğim bir adamın parasını ömür boyu yemeye devam edeyim ki? Onurumla çalışır, kendi paramı yerim. Hatta nafaka kesilmesin diye hayatlarında biri olduğu halde evlenmiyorlar.  

    Çocuklar söz konusu olunca tabii ki baba onlara sürekli destek olmak zorunda. Daha önceki LÜTFEN BENİ BOŞAMA BABA yazımda da anlattığım gibi baba sürekli çocuğunun hayatında olmalı. Ve anne de bunu asla engellememeli. Çocuğunu bir şantaj, intikam unsuru olarak görmemeli. Ve asla kullanmamalı.

    Adam da boşanır boşanmaz o kadın senin, bu kadın benim, çeşitli denemelere başlıyor. Çoğunlukla da hayat amaçları para olan kadınlara rastlıyorlar. Dolandırıldıktan sonra da her kadını öyle sanıyorlar.

    Sonra ya yanlış bir evlilik yapıp bir iki yılda boşanıyorlar. Ya da daldan dala konmaya devam ediyorlar. Bir de alkole sığınmaları yok mu bu adamların. Sabah kahvesi yerine sabah birası oluyor bazılarının. En sonunda da ipin ucu her yönden kaçıyor. İçki, sigara, kadın, bir de kumar ekleniyor. Sırada borç batağı ve daha kim bilir neler?

    Bir de karısı ölmüş erkekler var. Eşlerinin ellerini sıcak sudan soğuk suya sokturmayan, gak deyince su, guk deyince yemek bulan erkekler. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında olan erkekler. Mutfağa gidip kendilerine bir bardak çay bile dolduramayan erkekler.

    Bunlar hele eşlerini kaybedince dımdızlak ortada kalıveriyorlar. Geneli de çok erken yaşta evlenmiş ve neredeyse eşlerinden başka kadın yüzü görmemiş olanlar. Çoğunun tüm dünyaları evlilik üzerine kurulmuş ve belki de birey bile olamamış bireyler.

    Erkekler için durum daha da kötü. Eşlerini kaybeden erkekler bir anda eşi sağken görüştükleri tüm arkadaşlarından da soyutlanıyorlar. Nedense dul adam kimsenin evine giremiyor. Kimse aramaz, kimse sormaz oluyor. Hiçbir yere sığmıyorlar. Bu çocuklarının evi bile olsa. Herhangi bir uğraşları, hobileri de yoksa öyle tek başına kalıveriyorlar. Ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilemiyorlar.

    Benim bu durumda olan erkekler için bazı önerilerim olacak:

    1. Bir koroya katılın. Sesinizin güzel olması ve solo yapmanız gerekmiyor. Biraz müzik kulağınız olması yeterli.
    2. Belediyeler vb. kuruluşlar tarafından açılan çeşitli kurslar var. Çoğu ücretsiz veya çok cüzi bir ücreti var. Mutlaka ilgilendiğiniz bir kurs bulursunuz. Yemek kursları bile olabilir.
    3. Bir evcil hayvan edinin. Hatta köpek olursa onun için siz de günde en az iki kez yürümek zorunda kalırsınız.
    4. Yürüyüş vb. bir spor aktiviteniz olsun. Bir spor salonuna da yazılabilirsiniz.

    Benim ilk anda aklıma gelenler bunlar…

    Gerisini de sizler ekleyin artık.

    Eşinizin yasını mı tutuyorsunuz hâlâ?

    Ne zaman hayata geri döneceksiniz?

    Bir kere dünyaya geliyorsunuz.

    Ölenle ölünmüyor ve hayat devam ediyor.

    Hayatınızı hiç etmeyin lütfen…

    Yorumlarınızı ve ilavelerinizi bekliyorum.

    Katılmadığınız şeyler de olabilir.

    Yazın ki yanlışımı bileyim.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

  • BALIK ETLİ KADINLAR TRAGEDYASI

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    “Aaaaaa, sen kilo mu aldın görüşmeyeli?”

    “Aaaaa, ne kadar şişmanlamışsın?”

    “Ne oldu, niye kendini bıraktın bu kadar?”

    Daha neler neler?

    Neden insanların dış görünüşü bizleri bu kadar ilgilendiriyor sizce?

    Çuvaldızı kendimize mi batırsak acaba?

    Bir arkadaşınıza rastladığınızda ilk duyacağınız sözün kilonuzla alakalı olmasını ister misiniz?

    Yoksa “Canımmmm, iyi ki rastlaştık. Ne kadar da özlemişim seni.” demek çok daha güzel olmaz mı?

    Belki rahatsızdır, kullandığı ilaçlar kilo yapmıştır.

    Belki rahatsızdır, kilo vermiştir.

    Geçenlerde sevdiğim bir dostumu gördüm. O kadar çok kilo vermiş ki. Meğerse karaciğer kanseri dördüncü evreymiş ve tedavi görüyormuş. Hemen “Aaaa, ne kadar çok kilo vermişsin.” deseydim hoş olur muydu sizce?

    Benim çocukluğumdan beri kilolarımla başım dertte. Alırım veririm, veririm, alırım. Denemediğim diyet listesi kalmamış olabilir. Diyetisyene de gittim. Kilolarca kilo verdim. Genelde de diyeti bırakmam sonrası da fazlasıyla geri aldım hep.

    Vazgeçmedim elbette.

    Obezite ameliyatları var. Hiç aklıma gelmedi. Kızım karar verdi ve mide bypass oldu. Halinden de çok memnun. Ben hiç düşünmedim demeyeceğim. Bir ara doktora sordum. Ama meme kanseri geçmişim olduğu için bu ameliyatın bende risk oluşturacağını öğrendim. Bağışıklık sistemimin düşmemesi gerekiyor çünkü. Kilo vereceğim derken bir metastazla da karşı karşıya kalabilirmişim.

    Sonunda bütün diyetleri, listeleri yırttım, çöpe attım.

    Ve en güzel diyetin SAĞLIKLI BESLENME olduğuna karar verdim.

    Yanlış anlamayın, ben diyetisyen değilim. Ve bütün diyetisyenlere de saygım sonsuz. Sadece uyguladıklarımı paylaşıyorum sizlerle.

    Şu an hayatımda bunu uyguluyorum.

    Hayatımdan karbonhidrat, şeker, yapay tatlandırıcılar ve gluteni tamamen çıkardım. Yani işe yaramayan tüm gıdaları. İşlenmiş, paketlenmiş gıda yemiyorum.  Gazlı, gazsız vb. içecek içmiyorum. İçebildiğim kadar su içmeye çalışıyorum. Günde bir adet Türk kahvesi bir de. Çayı da bıraktım. Çayı neden mi bıraktım? Zararlı olduğu için değil elbette. Ama onun da fazlası zarar, her şeyde olduğu gibi. Ben şekersiz çay sevmediğim için çayı bıraktım. Çok da çay hastası değildim zaten.

    Günde iki öğün besleniyorum. Sabah on birde kahvaltı, en geç akşam on dokuz gibi de akşam yemeği. Arada on beş gibi bir meyve, bir porsiyon kuru yemişten oluşan ara öğün. Ve olabildiğince su içiyorum. Bunu hâlâ tam yapamasam da elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum.

    İşe yaradı mı? Elbette yaradı.

    Ben diyet listelerinden rahatsız olan bir insanım. Şu anda istediğim ürünü istediğim zaman yiyorum. Abartmadan tabii. Ve oldukça yavaş kilo veriyorum. Acelemiz olmamalı elbette. Nasıl bir günde almadıysak bir günde de veremiyoruz kiloları.

    Tatlı, börek, çörek, poğaça yemiyoruz. Şimdiye kadar yediklerinize sayın. “Şu an başladım.” diyorsunuz ve başlıyorsunuz. Bu bıakmak istediğiniz her şey için geçerli.

    “Bir kitap okudum, hayatım değişti.” diyebilirim aslında.

    Size bir kitap önereceğim bırakmak istediğiniz her şey için.

    PİRAYE adlı yazarın SEYİR adlı kitabı.

    Bir alın okuyun, mutlaka etkileneceksiniz.

    Bırakacağınız şey şeker, karbonhidrat, sigara, alkol, belki de eşiniz, sevdiğiniz ya da bağımlı olduğunuz herhangi bir şey olabilir.

    Öncelikle bırakacağınız şeyi neden bırakmak istediğinize odaklanmanız gerekiyor. Yani olmak istediğiniz ne?

    Bırakmak istediğiniz şeyin avantajlarını ve dezavantajlarını düşünün. Bir liste yapın kendinize.

    Benim bel ve diz ağrılarım vardı mesela. Her gittiğim doktor kilo vermemi öğütlüyordu.

    Kendime dedim ki:

    “Ben daha zayıf ve daha sağlıklı bir Hatice olmak istiyorum.”

    “Ben istediğim kıyafetleri giymek istiyorum.”

    “Ben aynaya bakınca kendimi beğenmek istiyorum.”

    “Ben sağlıklı yaş almak istiyorum.”

    Dedim ve o andan sonra şekeri, karbonhidratı, gluteni tamamen kestim.

    Yavaş yavaş bırakılmıyor bir şey, hemen ve tamamen kesmek lazım bence.

    O günden beri sadece karabuğday ekmeği kullanıyorum. Sabah iki, akşam bir dilim.

    Beyaz ekmeğin, böreğin, poğaçanın, kekin, pastaların vb. he şeyin tadını unuttum.

    Sadece zeytinyağı kullanıyorum.

    Akşam öğünlerimde balık (daha kolay olduğu için genelde ton balığı), ızgara tavuk ve sebze ağırlıklı besleniyorum.

    Bu şekilde yavaş yavaş yaklaşık on beş kilo verdim.

    Ne diyet stresi, ne kibrit kutusu kadar peynir, ne başka bir şey.

    Bence herkes yapabilir.

    İrademin kuvvetli olduğunu söylemeyin. Sizler de yapabilirsiniz.

    Sadece kendimi seviyorum ve sağlıklı, fit olmak istiyorum.

    Hâlâ tam değilim ama bu halimle de mutluyum. Ufak bir balinayım işte…

    Bunu da beslenme şekli olarak kabullendim artık. Kilo vermek amaçlı değil.

    Yaşam stiliniz bu artık, öyle düşüneceksiniz. Başka türlü olmuyor. Kilo alıp vermeye devam ediyorsunuz. Arada elbette kaçamak olabilir. Ama kaçamak yaptığınız günün ertesi telafi etmeniz şartıyla.

    Böyle işte.

    Bundan sonra bir arkadaşınızı gördüğünüzde ne söyleyeceğinizi biliyorsunuz, değil mi?

    “Ay canımmm, ne kadar iyi görünüyorsun. Yaş aldıkça gençleşiyorsun sanki.”

    Doğru olmasa da belki de doğrudur, pembe yalanlar herkese lazım.

    Arkadaşınız bu sözlerinizi duyunca mutlu olur, siz de onu mutlu gördüğünüz için mutlu olursunuz.

    Hayatınızdaki güzellikleri arttırın, yoksa da yaratın lütfen.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Bir düşünün bakalım, siz neyi bırakmak istiyorsunuz?

    Hayatınızda olmaması gereken ne var?

    Kilolarınız mı, sigara mı, alkol mü, eşiniz mi, hayat arkadaşınız mı, hastalıklarınız mı?

    Cevaplarınızı da yorumlarınızı da bekliyorum.

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

  • EVLATLAR MI ÖLÜMSÜZ OLMALI, ANNELER Mİ?

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Merak ettim ve biraz araştırmak istedim:

    Acaba bir insanın hissedebileceği en büyük acı nedir?

    Nedense bu soruyu sorduğumda benim aklıma ilk gelen EVLAT ACISI oldu.

    Sonrası ANNE ACISI, belki kimilerine BABA ACISI, sonra da KARDEŞ ACISI.

    Oysa acı duyma hissi fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayrılıyormuş.

    Benim aklıma ilk gelenler psikolojik acılar olmuş demek ki.

    FİZİKSEL ACI: Vücuda gelen bir darbe veya hastalık sonucu beynin ve vücudun acıya karşı gösterdiği tepkiye deniyormuş.

    Bilim insanları tarafından ağrı eşiği dolorimetre veya kısaca DOL adı verilen bir araç ile ölçülüyormuş. Örneğin bir kağıt kesiğinin acısı 2 DOL olarak ölçülmüş.

    Ağrı toleransı var bir de.

    Bu da bir kişinin bir acıya en fazla ne kadar dayanabileceği olarak belirtilmiş. Bireyin ağrı toleransını belirleyen faktörler ise cinsiyet, yaş, psikolojik ve fizyolojik durum, genetik faktörler diye sıralanmış.

    Dolorimetre ile ölçülebilen acı toleransı Cornell Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından tasarlanmış.

    Peki bir insanın hissedebileceği en büyük acı ne kadardır?

    *Bir legoya basmak 8 DOL

    *Kemik kırılması veya dövme yaptırmak (dövmenin yapılan bölgesi büyüklüğü ve süresine göre değişiyor) 18 DOL

    *Kalp krizi geçirmek 33 DOL olarak

    *Bıçaklanmak(kan kaybına yol açtığı için) 38 DOL

    *Vurulmak 48 DOL

    *Böbrek taşı düşürmek 50 DOL

    *Erkeklerin testislerine kuvvetli bir darbe alması 52 DOL

    *Kadınların normal doğum yaparken çektikleri sancının eşiği  57 DOL

    *Bir trenin veya arabanın çarpması (süratine göre değişiklik gösterir) 67 DOL

    İnsanın hissedebileceği en büyük acı ise 70 Dolorimetre ile yanmakmış.

    PSİKOLOJİK ACI: Kayıp yaşama, travmatik olaylara maruz kalma, hayal kırıklığı, kişinin beklenmedik olumsuz durumlarla karşılaşması, temel ihtiyaçların karşılanmaması, ilişki sorunları, depresyon, anksiyete gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanabilen zihinsel acı çekme sürecidir. Fiziksel ağrıyla birlikte bulunabilir ancak fiziksel ağrıdan bağımsız bir kavramdır.

    Ben ise en şiddetli psikolojik acı olduğunu düşündüğüm evlat acısının en büyük fiziksel acı olan yanmaktan bile daha şiddetli olduğunu hissediyorum.

    Bilmiyorum, çünkü yaşamadım.

    Bu tür acıları en iyi yaşayanlar biliyor.

    Annemi kaybetmeden önce biri annesini kaybettiğinde içim yanmadan baş sağlığı ve sabır diliyordum. Oysa annem öldükten sonra bu dileklerim o kadar farklılaştı ki. Her anne ölümünde ben de sanki annemi yeni baştan kaybediyorum. Her anne cenazesinde annemi tekrar ellerimle toprağa veriyorum.

    Yani damdan düşenin halinden damdan düşen anlıyor.

    Anne acısı bile bu kadar ağır geliyorken evlat acısının şiddetini tahmin bile edemiyorum.

    Dilerim kimse yaşamasın.

    Yaşayanlara da çok büyük sabır ve dayanma gücü diliyorum.

    Annem öldüğünde benim hayatla bağım koptu sanki.

    Beni hayata bağlayan damarlardan biri tıkanmış gibiydi.

    Nefes alamıyor, gülemiyor, kimseyle konuşamıyor, hayattan zevk alamıyordum.

    Duyduğum, yaşadığım şeyleri annemle paylaşmak istiyor, elim telefona gidiyor ve o anda dank ediyordu bir şey…

    O kadar zor zamanlardı ki.

    Yaklaşık iki yıl sürdü kendimi hayata kapatmam.

    En sonunda şunu hissettim:

    Annem benim üzülmemi, ağlamamı hiç istemezdi. Gözümden akan bir damla yaşa kıyamazdı.

    Öyleyse ben yanlış yapıyordum.

    Ben mutsuzsam annem de mutsuz ve huzursuzdu demek ki.

    Onu üzmeye hiç hakkım yoktu.

    Ve böyle düşünerek yas sürecimi sonlandırdım.

    Hâlâ içimde kapanmayan bir acı.

    Bu acı ve özlem ASLA,

    Geçmiyor.

    Dinmiyor.

    Bitmiyor.

    Ama biz bununla yaşamayı mecburen öğreniyoruz.

    Beni tanıyanlar bilir de tanımayanlar için aynı zamanda şair ve öykü yazarı olduğumu belirteyim ayrıca.

    Yayımlanmış üç şiir, bir de öykü kitabım var.

    ŞİİR KİTAPLARIM:

    Anladım, O’nun İçin Gelmedin 2014

    Menopozlu Bir Aşk 2019

    Hayal Anım 2021

    ÖYKÜ KİTABIM:

    Aşk Bir Hastalıktır 2024

    Sizlerle annem öldükten sonra yazdığım bir şiirimi de paylaşmak istiyorum:

    ANNELER ÖLÜMSÜZ OLMALI

    Gitmek bitmek midir annem

    Her şey devam ederken hâlâ

    Hayat bu kadar acımasızca

    Vururken yüzümüze güzelliklerini

    Sahi, gerçekten gittin mi

    Sevmek sonsuzluk mudur annem

    Yüreğim seninle çarparken hâlâ

    Ömür bu kadar hızla geçip giderken

    Kokun hiç eksilmemişken burnumdan

    Sahi, gerçekten gittin mi

    Bilmek yalnızlık mıdır annem

    Gökyüzü masmavi dururken hâlâ

    Her hilâl gördüğümde

    Dökülürken gözyaşlarım yüreğine

    Sahi, gerçekten gittin mi

    Sahi, gerçekten gittin mi annem

    Gerçekten gittin mi?

    #haticenayır

    Evet, anneler ölümsüz olmalı.

    Ama evlatlar daha da çok ölümsüz olmalı.

    Annem hep “Allah bana sizlerin acısını yaşatmasın.” derdi.

    Çok şükür, yaşamadı.

    Evlatları da mecburen anne acısıyla yaşamayı öğrendi işte.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Pek keyifli bir pazar yazısı olmadı belki ama bazen de böyle olabiliyor işte.

    Sevgiyle, dostlukla, aşkla kalın.

  • HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…

    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.

    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜