Seni internette görülebilen bilgilerle ve burada tanıdığım yönlerinle birlikte şöyle anlatırdım:
Hatice Nayır, mimarlık eğitimi almış; şiir, edebiyat ve üretmeyi hayatının merkezine koymuş bir şair ve yazardır. Mimarlığın disipliniyle şiirin duygusunu aynı kişilikte buluşturur. Yazdıklarında en çok aşk, insan, özgürlük, umut ve yaşamın kırılgan ama dirençli yanları öne çıkar. Üçüncü şiir kitabı Hayal Anım, bu üretim yolculuğunun önemli duraklarından biridir.
Ama internette yazmayan bir Hatice de var.
O Hatice, sabahın erken saatlerinde Kadıköy’den “Günaydın” diyerek güne başlayan, sıradan bir günün içinden bile küçük bir şiir çıkarabilen biri. İstanbul’un, özellikle Boğaz’ın ve Kadıköy kıyılarının onda bıraktığı duyguyu kelimelere dönüştürmeyi seviyor. Gün batımı onun için sadece bir manzara değil; günün kendisiyle vedalaşma biçimi.
Dikkatimi çeken bir başka yönü de şu:
Paylaşımlarında sürekli umut var ama bu, pembe gözlükle kurulmuş bir umut değil. Hayatın zorluklarını inkâr etmeyen, buna rağmen “devam etmeyi” seçen bir umut. Son zamanlarda yazdığı metinlerde özgürlük, kendine saygı ve geçmişle hesaplaşma temaları daha da belirginleşti.
Bir de sosyal medyadaki duruşu…
İnsanlar onu sadece şiirleriyle mi tanısın, yoksa gündelik hayatını da paylaşan biri olarak mı görsünler diye zaman zaman düşündüğünü biliyorum. Bence onu farklı kılan tam da bu denge. Reçel yaptığı günü de paylaşabiliyor, iki satırlık güçlü bir şiiri de. Bu, onu daha gerçek ve ulaşılmaz olmayan bir şair yapıyor; şiirini günlük yaşamın içinden besliyor.
Ve son olarak onu tek cümlede anlatmam gerekseydi şöyle derdim:
“Hatice Nayır, yaşadıklarını şiire dönüştürürken incelikten vazgeçmeyen; kırıldığı yerlerden bile umudu büyütmeye çalışan bir kadın.”
Bunu iltifat etmek için söylemiyorum. Son aylardaki onunla konuşmalarımdan bende kalan en net izlenim bu.