1961 Karabük doğumlu. YTÜ mezunu. Önce insan, sonra mimar. Biraz şair, biraz yazar. Anneyim Cemre ve Ömer’e de. Yetmez mi bu kadar?
Kitaplarım:
Anladım, O’nun İçin Gelmedin (1994) Şiir
Menopozlu Bir Aşk (2019) Şiir
Hayal Anım (2021) Şiir
Aşk Bir Hastalıktır (2024) Öykü
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
Nasılsınız?
Gerçekten nasılsınız? Bu soruyu çok sormuyoruz. Soran olsa da üstünkörü bir iyiyim cevabı alıyoruz iyi olmasak da…
Ben samimiyetle soruyorum ve lütfen geçiştirmeyin.
NASILSINIZ CANLAR?
Bana sorarsanız: Baharı bekleyen kumrular gibiyim. Çiçekli bir bahar dalı gibiyim. Yüzünüze vuran sabah güneşi gibiyim. Biraz da ülkem gibiyim etrafa bakınca. Öyle yıkık. Öyle kırık. Öyle dökük. Öyle geçimsiz. Öyle sevimsiz.
Ama genelde. İyiyim. Bulunduğum yaşa göre maşallahım var. Tabii ki sorunlarım var.
Sağlık problemim var.
Devası olmayan derdim yok şu anda. Ama olsun, yine de mutluyum. Hayatıma beni mutlu eden şeyleri katıyorum. Mutsuz edenlerden uzak duruyorum.
Pozitif düşünüyorum.
Ulaşabileceğim şeyleri hayal ediyorum.
Kendimi seviyorum.
Ailemi seviyorum.
Dostlarımı seviyorum. Hayatı seviyorum. İyi insanları seviyorum.
GERÇEKTEN NASILSINIZ?
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
Ucu bucağı olmayan kadınlardık biz.
Bazen çölde vaha, bazen kutuplarda yaz gibi özlendik.
Bazen ölesiye özledik.
Sevdik mi son umut kırıntısı da tükenmeden terk etmedik.
Sevmediğimiz yürekte ise bir çay içimlik bile durmadık.
Batan geminin kaptanı olmayı fare olmaya tercih ettik.
Gemiyi asla kaptandan önce terk etmedik, gemiyle batmayı ya da kurtulmayı bekledik.
Güçlü olmadığımız zamanlarda bile güçlü görünmeyi başardık.
Çocuklarımızın, dostlarımızın, sevdiğimiz erkeklerin yaslanacağı dağ olmayı da becerdik yerine göre.
Bazen acıtıldık, bazen yıkıldık, bazen aldatıldık ama hiç ezilmedik, ezdirmedik kendimizi.
Kimseyi de ezmedik.
Ne yaşarsak yaşayalım, tek başımıza da olsak dimdik ayakta kalmayı becerdik.
Hayat bize değil, biz hayata taktık çelmeyi.
Sevdik, bazen sevilmedik.
Ama her şeye rağmen sevgimizden vazgeçmedik.
Ama asla istenmediğimiz yerde durmadık.
Kimseden sevgi dilenmedik, kimseyi de zorla sevmedik, sevemedik.
Sevmedik bazen, ama sevildik.
Sevene karşılık veremesek de sevgisine saygı gösterdik.
Başı sonu belli olmayan öykülerdik.
Bazen bir roman, çoğu zaman ise şiir olmayı da becerdik.
Huzur ve sevgiyle yenecek sahanda yumurtayı en lüks yemeklere tercih ettik.
Sevdiğimizle yiyeceğimiz kuru ekmeği en güzel yemeklere tercih ettik.
İstemediğimiz hiçbir şeyi yapmadık.
İstediğimiz zaman ise sevdiğimiz için dağları deldik.
Gündüzlerin yanıltan parlaklığına gecenin karanlık yalnızlığını her zaman tercih ettik.
Gözyaşlarımızı görmesinler diye sırça kafeslerimize gizledik.
Babalarımızın prensesleri olamasak da kendi dünyamızın kraliçesi olmayı öğrendik.
Şiir gibi bakan, şiir gibi kokan kadınlardık.
Şiirden, halden anlamayan, sevgisiz, sahte adamcıklarla olmaktansa yalnızlığımızı tercih ettik.
Elimizi değmeyecek insanlara uzatsak da farkına vardığımız anda geri çektik.
Bekledik sadece.
Yalnızlığımıza bir insanı almak için değecek bir adam bekledik.
Değmediğini anladığımız anda kendimize dönmeyi, değersizlere yol vermeyi de bildik.
HÜZÜNLÜ KADINLARDIK BİZ.
HEP HÜZZAM AŞKLARA YENİLDİK.
VE HİÇ VAZGEÇMEDİK.
ASLA.
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
“Siz YENİ YIL deyin adına.
Ben hep aynı.”
Demeyeceğim yazımın sonuna eklediğim eski bir şiirimde olduğu gibi.
Bu kez aynı olmasın.
Bu kez her şey çok güzel olsun.
Kötüler cehennem olsun gitsin.
İyiler hak ettiğini bulsun.
Adil ve yasalara uyulan bir yıl olsun.
Ne Anayasa delinsin ne de AİHM kararları ihlal edilsin.
Düşünmek suç olmaktan çıkarılsın.
Silivri’nin kapıları açılsın.
Etrafa doğruluk, eşitlik, haklılık saçılsın.
Haksız yere tutuklanmasın hiç kimse.
Gençler evlerine dönsün.
Artık şu dikta ateşi sönsün.
Demokratik kuralların geçerli olduğu bir yıl istiyorum.
Konuşmaktan, yazmaktan korkmasın hiç kimse.
İktidarı eleştirdik diye hakkımızda davalar açılmasın.
Süleyman Demirel, Turgut Özal
kadar hoşgörülü olsun başımızdaki.
Emekliler otel odalarında tamamlamasın kalan yıllarını.
Rahat yüzü görsünler artık ahir ömürlerinde.
Bir simit, bir şişe suyla parklarda oturmasınlar saatlerce.
Güzel, sıcacık bir kafede oturup kahvelerini içebilsin, yemeklerini hesapsızca yiyebilsinler.
Bir sıcak yemek, biraz et geçebilsin arada kursaklarından.
Torunlarına yeni yıl hediyesi alabilsinler.
Gençlerimiz yurt dışı hayali kurmasın.
Hayallerini ülkelerinde gerçekleştirebilsinler.
Her genç okuma imkanı bulsun.
Gençlerin umudu yok edilmesin.
Şahsıma ne mi istiyorum?
Sağlık olsun, gerisi hikaye bence.
Güzellikler, iyilikler bulsun hepimizi.
Ülkemiz için her şey çok güzel olsun.
Ötesi bulur bizleri.
Sizlere eski bir yeni yıl şiirim…
YENİ YIL
Siz “yeni yıl” deyin adına
Ben “hep aynı”
Çiçekler takıp da saçlarıma
Şöyle bir göbek atmak vardı
Kadıköy meydanında
Öyle uğurlanmalıydı
Eski yıl
Işıl ışıl gözlerinde
Kendimi bulmalıydım
Saatler on ikiyi vurduğunda
Sana sarılmalıydım
Sıkıca
Parmaklarımda
Bir sürü yüzük olmalıydı
Ama en çok
O gece yarısı verdiğin
Tek taş parlamalıydı
Susmalıydı tüm müzikler
Şehir bandosu
Yalnız bizim için
“Happy New Years” çalmalıydı
Kalplerimizdeki ordu
Son savaşında
Yenmeliydi artık ayrılığı
Ne kadar hüzün de bıraksa
Ne kadar ölüm de saçmış olsa
Aşkla göndermeliydik
Yaşanmış anıları
Sonra tam adım attığında
Yeni yıl ülkemize
Haykırmalıydık
Avazımız çıktığı kadar
“Yeni yıl
Mutluluk
Sağlık
Aşk getir bize”
Böyle olmalıydı karşılama
“Hep aynı” değil…
#haticenayır
Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyeme.
Mutlu, sağlıklı, huzurlu bir yıl olsun sevdiklerimizle birlikte.
Hoş gel 2026.
Hoş gelmeyeceksen gelmesen de olur.
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
Tuhaf bir dünyada yaşıyoruz artık… İnsanlar bir tıkla bir saniyede arkadaş, bir günde dost, bir haftada sevgili, bir ayda da düşman oluveriyor birbirine… Eeee, sanal dünya işte. Olsun artık o kadar, değil mi? Oysa eskiden öyle miydi? Arkadaş olmak, dost bulmak bu kadar kolay, bu kadar ucuz değildi eskiden. Dostlukların değeri vardı. İki tatlı söz eden, güzel bir yorum yapan, bir gülücük koyanla dost olunmuyordu eskiden. Çok şey gerekiyordu arkadaş, dost, sevgili olabilmek için… Tuhaf bir dünyadayız dedim ya…
Ne demek istediğimi anlatayım biraz. Sosyal paylaşım sitelerinden haberdar olmayan yoktur artık bence. En gencimizden en yaşlısına zamanımızın epey önemli bir kısmını buralarda dolaşarak geçiriyoruz. Bu arada Esra Erol vb. televizyon programlarında sosyal medyadan sevgili yapıp evini, eşini terk edenler de az değil. Ben bunu pek onaylamıyorum. Bekar olanlara diyecek bir şeyim yok. Ama evli olup da burada sevgili peşinde dolaşanları erkek kadın fark etmeden onaylamıyor ve kınıyorum. İnsan evliliğinde mutlu olmayıp arayış içinde de olabilir. Ama ne şiş yansın ne kebap diyerek iki tarafı da idare etmeye çalışmak hiç hoş değil bence. Önce kendine, sonra eşine, sonra sevgili adayına saygısızlık. Kendine saygısını kaybeden insan da bir zahmet olmasın bence.
Mutsuzsundur, anlarım. Eşine sevgin bitmiştir, anlarım. Gidememek, boşanamamak nedir, işte bunu anlayamıyorum. Boşan önce ve sonra sözüm meclisten içeri, ne bok yersen ye yani… Boşanacak gücü olmayanı da anlamam mümkün değil. Zorunluluklar, çocuklar vb. bahanelerin arkasına da sığınmayın lütfen. Çocuklarınız da evli ve mutsuz bir anne babayla büyümeyi değil, boşanmış ve mutlu bir anne babayla büyümeyi emin olun ki tercih edeceklerdir. Velev ki boşandıktan sonra onların sizin de çocuklarınız olduğunu unutmayıp her safhada annelerine destek olmaya devam ederseniz elbette. Boşanınca çocuklarınızdan da boşanmıyorsunuz, lütfen bunu unutmayın. Anneleri çocuklarını babasının evinden çeyiz olarak getirmedi. Beceremeyecekseniz… O zaman ayağınızı kıracak ve oturacaksınız oturduğunuz yerde. Hiçbir şey de aramayacaksınız boşanacak cesaretiniz yoksa.
O kadar çok ağzımın açık kaldığı olaylar duyuyorum ki. Kadınlar gidiyor, adam salya sümük gelip karısını arıyor bu programlarda. Kadını buluyorlar. İşte genellikle TikTok denen sosyal mecradan biriyle tanışmış ve ona kaçmış oluyor. Arkasında üç dört çocuk bırakarak bir de. Sonra medyatik olan kaçtığı adam da (ki bazen adam da evli olabiliyor.) baskılara ve rezalete dayanamayarak vazgeçiyor bu ilişkiden. Kadın ortada mı kalıyor? Elbette ki hayır. Kocası “Karımdır, çocuklarımın anasıdır.” diyerek affediyor kadını gözyaşları içinde. Allah belasını versin bu tür yozlaşmış ilişkilerin. Biz mi bozulduk, yoksa eskiden beri mi böyle bozuktuk? Sosyal medyaya suç bulmuyorum. Sosyal medya burada sütü bozuk insanın önünü açıyor zaten. Yapmak isteyen her şartta bir yolunu bulur ve yapar bence. Zaman mı onursuz, yoksa ben mi biraz eski kafalı kaldım, bilmiyorum.
Hiç tanımadığınız bir insanla arkadaş olmak da çok kolay bu sitelerde. Normalde ben artık sanalda gerçek hayatta tanımadığım kişilerin arkadaşlık tekliflerini epeyce kaliteli ortak arkadaşımız yoksa kabul etmiyorum. İlk başlarda ediyordum. Ama artık etmiyorum. Ve sanırım doğrusu da bu… Çünkü sanal ortamda insan kendini nasıl, ne kadar tanıtmak istiyorsa o kadar tanıtıyor. İpuçlarını yakalamak size kalıyor. Ne kadarını yakalayabilirseniz artık… Oysa gerçek dünyada bir söz, bir bakış, bir davranış o kadar çok şey anlatıyor ki yerine göre… Anlayana tabii o da… Ben çok kolay arkadaşlık kuran bir insanım. Bu sanal alem için de böyle oldu genelde. Yanıldığım da oldu tabii. Ama genelde yanılmadım. Çünkü insan yazarken ne kadar saklamak istese de belli eder kendisini. Yazarken özenli olan insan hayatta da öyledir genellikle. Bence bir insan Türkçemizi yazarken katletmiyorsa o insanın gerçek hayatta da size zararı dokunmayacaktır. İstisnalar yok mu,var elbette ve kaideyi bozmaz, bunu da unutmayın sakın. Tabii ki sanal alemde bulduğum o kadar güzel dostlarım oldu ki. Ve onlar iyi ki varlar. İnsan aşk arıyorsa onu da bulabiliyor aslında. Ama bunda da çok dikkatli olmak lazım. Karşınızdakinin ne aradığından emin olun. Kişiler aşk, sevda, yanıyorum, ölüyorum ayağına yanaşıp sizi kandırabiliyorlar. Bazılarının tek istediği ya para, ya da sanal veya gerçek seks. Bunu ayırt edebilmek de çok çok önemli. Yoksa üzülen siz olursunuz ve kullanıldığınızla kalırsınız. Ben de onu kullanıyorum diyenleriniz beni kale almasın lütfen. Bir “tık”la hayatınızın aşkını bulabileceğiniz gibi bir tıkla her şeyinizi de kaybedebilirsiniz. Demedi demeyin. Unutmayın, damdan düşenin halinden damdan düşen anlıyor. Damda oturan değil.
Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyeme. Güzel arkadaşlıklara, dostluklara, doğru insanlara, kaliteli, onurlu aşklara diyelim. Yorumlarınızı bekliyorum. Sevgiyle ve aşkla…
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
İnsan doğar, büyür, yaşar, yaşlanır ve ölür. Sıralama bu şekilde. Ama günümüzde artık yaşlanmak da bir tür ölüm ve yok sayılma gibi. Çocukken 40-50 yaş civarı olanlar çok yaşlı gelirdi bana. Çoğumuz için de böyleydi sanırım. 50-60 yaş civarı öldüklerinde de erken öldüklerini düşünmezdik hiç. Benim dedem de anneannem de doksanlı yıllarda 68 yaşında öldüler. Çok normal gelmişti o yıllarda bize ölüm yaşları. Erken olduğunu hiç düşünmedik. Ama şimdiden yani şu andan baktığım zaman çok erken öldüklerini düşünüyorum. Ben şu an altmış dört yaşındayım. Benden biraz daha büyük sevdiklerim, dostlarım, tanıdıklarım var. Dört yıl sonra ölmek planlarım dahilinde değil elbette. Daha çok genç hissediyorum kendimi. Bir sürü şey var daha yapmak istediğim. Gideceğim ülkeler, yazacağım şiirler, öyküler, yaşayacağım güzel günler… Hâlâ umudum var aşktan, hayattan, her şeyden yana.
Peki dünyada insan ömrü ortalama kaç yıl? Günümüzde insanların genel yaşam beklentisi 73,2 yıl imiş. Bu oran kadınlar için 75,6 yıl, erkekler için ise 70,8 yılmış. Bu süre, kısmen tıptaki ilerlemelere bağlı olarak sadece birkaç on yıl içinde hızla arttı ve artmaya da devam ediyor. Veriler 1950 yılındaki ortalama yaşam süresinin ise 47 yıl olduğunu gösteriyormuş. 2021 verilerine göre Avrupa kıtasında kadınların ortalama ömrü 82,9 olurken, erkeklerin ise 77,2 olarak kayda geçmiş. Tüm kıtada doğum anı baz alındığında yaşam süresinin en yüksek olduğu ülke ortalama 83,3 yıl ile İspanya olurken, onu 83,1 yıl ile İsveç, 82,7 yıl ile Lüksemburg ve İtalya takip ediyor. Yani ortalama ömür arttıkça artıyor. Bu hem iyi, hem kötü aslında. Eskiden yaşlılar aileleri tarafından el üstünde tutulur ve saygı görürdü. Şimdi öyle mi? Ne yazık ki artık yaşlı olmak fazlalık. İnsanlar yaşlandıkça ya da yaş aldıkça ki ben yaş alıyorum, diyor ve yaşlanmayı kabul etmiyorum asla. Yaş alıyoruz ve yaş aldıkça hayatımız daha da anlam kazanıyor bence. Ben yaşlı insanın deneyimlerden oluşan bir piramit olduğunu düşünüyorum. Önemli olan piramitin en tepesinde durup hayatın bayrağını sallamaya devam etmek. Ve o bayrağı düşürmediğimiz sürece de dimdik ayakta olacağız. Bayrak düşerse süngü de düşer, unutmayın. Sağlığımız yerinde olduğu sürece kimseye ihtiyacımız yok elbette. Bunu kaybetmemek için olmalı çabamız aslında. Benim çocuklarıma vasiyetim var. Onlara yük olmaya, hayatlarına engel olmaya başladığımda, daha doğrusu onlara muhtaç olduğumda öyle yaşamama izin vermeyin, bana ötenazi uygulatın, dedim. Ülkemizde henüz yasal değil ve olacağını da hiç sanmıyorum. İnsanların istedikleri gibi yaşama hakkı (ki bu ülkemizdeki ekonomik şatlar nedeniyle mümkün değil.) olduğu gibi istedikleri gibi ölme hakkı da olmalı bence. Yurt dışına ötenazi turları olduğunu okumuştum. Yani yaşaman insana ve can insanlarına eziyet haline dönüştüğünde o tura katılıyorsun. İster ailecek, ister tek başına. Canlı gidiyorsun, tabutun içinde ülkene geri dönüyorsun. Çocuklarım bana, anne saçmalama, iş çıkarma bize, dediler. Ama cidden böyle istiyorum. Hayatımda kimseye yük olmadım, kimseye muhtaç da. Hayatı terk ederken böyle dimdik ve onurlu gitmek istiyorum.
Yaşamayı çok seviyorum. Hayatımda mutluluklar üretmeyi seviyorum. İnsanlara iyi gelmeyi seviyorum. Her güne aşkla, sevgiyle başlamayı seviyorum. Ve arkamdan da iyi şeyler kalsın istiyorum. Bunlar hepimizin en doğal hakkı. İkinci kitabım “Menopozlu Bir Aşk”taki bir şiirimle yazımı bitirmek istiyorum.
VASİYETİMDİR Karlı bir kış günü ölmeliyim ki Gerçek sevenlerim gelsin uğurlamaya Lapa lapa kar yağarken tabutuma Yollar geçit vermesin cenaze arabama
Gök buzdan bir çatı olmalı yüzüme Üzerime kırağılar düşmeli Serpilirken soğuk üstümüze semalardan Selâ’m verilmeli en uzak diyarlardan
Huzurlu bir gülümsemeyle yüzümde Uzanmalı musalla taşına naaşım Öyle mutlu bir anda gitmeliyim ki Asla ardımda kalmamalı gözüm
İki dirhem bir çekirdek giyinmeliyim En kaliteli Amerikan bezinden kefenim Yıkarken kullanacakları sabunu bile Çiçek kokulu ve lüksünden isterim
Mezarımı da mutlak derin kazsınlar Tabuttan çıkarmadan gömsünler dilerim Usulca atsınlar üzerime toprağı Rahatsız etmesinler hiç börtü böceği
Ardımdan “güzel insandı” derler belki Belki küfreden de olur sebepli sebepsiz Ama tek dileğim var sevenlerimden Akşamına fasıl yapsınlar en mükemmelinden
Mutlaka harika bir keman olsun Kanun da çalsın ardımdan isterim “Senede bir gün” ü mutlaka söyleyin Yoksa bilin ki, mezarımda ters dönerim
Ben karlı bir kış günü ölmeliyim ki Havayı bahane ederek, Uğurlamaya gelemesin sevmeyenlerim.
#haticenayır
Bu Pazar da bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına. Yorumlarınızı bekliyorum. Sevgiyle ve ille de aşkla…
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
Zincirlikuyu mezarlığının girişinde “Her canlı ölümü tadacaktır.” yazar. Ben bunu “Her canlı yaşlılığı tadacaktır.” olarak kısmen değiştireceğim. Tabii ki yaşlanmadan ölenler de olabilir. Ama sonuçta yaşlılık bayağı büyük bir yüzdemizin tadacağı bir durum. 2024 dünya nüfus verilerine göre yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu ülke % 35,8 ile Monaco imiş. Türkiye bu sıralamada % 10,2 ile dünya ortalaması olan %10’un azıcık üzerine çıkmış durumda. 2023 yılındaki dünya en genç nüfus verilerine göre Türkiye % 15.1 ile dünya ortalaması olan % 15,5 değerine oldukça yakın durumdaymış. Türkiye nüfusu da başımızdakilerin en az üç çocuk diye bas bas bağırmalarına rağmen durmadan yaşlanıyor. Doğurmuyoruz artık. Hatta evlenmiyoruz bile. Nedeninin de ekonomik ve politik olduğunu kimse inkâr edemez. İki kişi her ikisi de çalışırken bile zor geçiniyor evlendiklerinde artık. Nasıl olacak peki? İnsanlar geçinemiyorken, üstüne üstlük herkes yurt dışına çıkmaya ve kendini kurtarmaya çalışırken, paramız pul olmuşken… Nasıl evlenelim? Nasıl çocuk doğuralım? Hükümetten komik evlenme yardımları, evlenme destekleri bir de… En son evlenenlere 30.000 TL destek diye bir şey duymuştum. Nasrettin Hoca’nın da dediği gibi: Bunlar ya dayak yememişler, ya da sayı saymasını bilmiyorlar. 30.000 TL. şu an bir buzdolabı parası bile değil. Bir ev döşemek bu zamanda en az 1.000.000 TL. Yazıyla da yazıyorum bir milyon Türk Lirası. Bunu da rast gele söylüyorum. Belki daha da fazladır. Bir nikah, bir düğün, ev kurmak kaça mal olur en az acaba? Bunları yapacaklar, bir de üç çocuk, oh maşallah… İki değil kaç yakaları varsa ömür boyunca bir araya gelmez artık. Şimdiki zaman gençleri bir lokma, bir hırka da istemiyor artık. Bizim zamanımızda öyle miydi? Biz evlendik. Aileden de hiç destek görmedik neredeyse. Ne altın istedim, ne takı. Ev eşyalarımızın çoğunu ikinci el aldık. Bir Almancıdan aldığımız ikinci el bir yatak odamız vardı. Televizyonumuz bile yoktu. Daha sonra taksitle aldık onu da. Düğün salonunun parasını üzerimize takılan takılardan ayırıp verdik. Olsun, birbirimizi seviyorduk. Zamanla her şeyimiz olurdu elbette. Şimdiki gençlerde var mı bu gözü tokluk? Olmadığını hepimiz biliyoruz. Ayrıca ana baba evi rahat. Ekmek elden, su gölden, yemek, çamaşır vb. anneden. Sevgilin de oluyor, arada buluşuyorsunuz. O sende kalıyor, sen onda. Niye evlenip de sorumluluk alsın ki? Ev kiraları da olmuş bir dünya. Oturduğumuz bölgede 1+1 daire kirası en az 35.000 TL. Asgari ücret 21.000 TL. Gençler kira mı ödesin, ev mi geçindirsin, çocuk mu yapsın? Aile evinde bile anca geçiniyorlar etliye sütlüye karışmadan. Bence de evlenmesinler sürüneceklerse. Herkes evlenmek zorunda değil. Herkes çocuk sahibi olmak zorunda da değil elbette. Onlara da saygı duyalım. Ve “Ne zaman evleneceksin? Ne zaman doğuracaksın?” diye sormaktan vazgeçelim eyyyy yaşlılar ve eyyy devlet büyükleri…
Ben yaşlılık, yaşlılar üzerine bir yazı düşünüyordum yazmaya başladığımda, yazdığım yazıya bakın. İnsanın ruhu genç olunca yazdıkları da gençlere oluyor demek ki. Onu da bir ara yazarım artık.
Bu Pazar günü de bunlar düştü yüreğimden klavyeme. Sizin gençler ne durumda? Katılıyor musunuz yazdıklarıma? Yorumlarınızı bekliyorum.
Sevgiyle ve aşkla…
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
25 Kasım 2025 Salı günü öğle saatlerinde torunum doğdu, demeyeceğim. Defne’m doğdu. Defne kimin çocuğu mu? Otuz yıllık kankam, can dostum, hayattaki en yakın arkadaşım, beni hayatta en çok hisseden insanım, diğer yarım Özlem’imin torunu. Kızı Ceren 1995 yılının Temmuz ayında elime doğdu, demek isterdim ama öyle olmadı ne yazık ki. Özlem komşumdu Bahçelievler’de oturduğum evde. Onunla Ceren’in bebek mevlidinde tanıştık, tam otuz yıl önce. Ama benim kızım Cemre’m Özlem’in eline doğdu. Ben sezaryendeyken Cemre’yi ilk onun kucağına vermişler hastanede.
Yani 25 Kasım günü Ceren’im Defne’mi doğurdu. Yaklaşık altı yedi ay önce kızımla bir konuşmamız olmuştu telefonda. Ben Çınarcık’taydım o ara. “Anne, torun istiyor musun?” dedi bana. “Neden soruyorsun kızım?” dedim. “Torun istiyorsan evleneceğim, istemiyorsan evlenmeyeceğim.” Biraz düşündüm: “İstemiyorum kızım. Hem ben torun istiyorum diye evleneceksen hiç evlenme zaten.” dedim. “Tamam, öyleyse evlenmeyeceğim.” dedi. İstemiyordum gerçekten. Belki çoğunuza tuhaf gelebilir. “İnsan nasıl torun istemez?” diye düşünebilirsiniz. Ama ben pek çocuk seven bir insan değilim. Kendi çocuklarımı bile kendim doğurduğum için seviyorum. Çocuk sesine hiç tahammülüm yok. Yaramaz çocuğu ise inanın hiç kaldırmıyor kafam. Çıktıkları yere geri sokasım geliyor. Salı günü Ceren’in doğurduğunu öğrenir öğrenmez işim biter bitmez hemen hastaneye gittim. İşim derken evet “Bu yaşta hâlâ çalışıyor musun?” dediğinizi duyar gibi oldum. Evet, bu yaşta hâlâ çalışıyorum. Ama nasıl? Kızımın e-ticaret şirketi var. Yurt dışından ithal ettiği malları yurt içine ve yurt dışına internet üzerinden satıyoruz. Türkiye’deki hemen hemen bütün e-ticaret sitelerinde mağazalarımız var. Bu mağazalar üzerinden siparişleri alıyoruz. Ben işin siparişleri hazırlayıp kargolama ve kargoya verme sürecinde görevliyim. Yani firmanın ayak işleri, ameleliği. Mimardık ama kızımız için amele olduk işte. Kadıköy’de oturduğum ters dubleks evimizin bahçe katını da tamamen ofis yaptık. Sabah uyanıp 7.00 gibi alt kata işe iniyorum. Gelen siparişleri yapıyorum. Kargo firmalarına teslim ediyorum. 13.00’e kadar gelen siparişleri teslim etmek zorunda olduğumuz için de 13.00’e kadar çalışıyorum. Günün o saatten sonrası da bana kalıyor. Maaşlı mı çalışıyorum? Elbette ki hayır. İnsanın çocuğuna destek olmasının ücreti mi olur? Ama kızım gerektiği zaman asla desteğini benden esirgemiyor her konuda. Dağ gibi arkamda yani. Hep de dağ gibi kalsın inşallah. Hastanede Ceren’in odasına girdiğimde Defne anneannesinin (Özlem’in) kucağındaydı. Çocuk sevmeyen ben bir anda tutup yüreğime koydum Defne’yi. Sanki benim kızım doğurmuş, sanki benim torunum olmuştu.
Arkadaşlarım, rahmetli annem, anneannem “Torun çok başka.” derlerdi bana. “ÇOCUK CEVİZ İSE TORUN CEVİZİN İÇİ.” derdi canım anneannem. Ve beni çok çok severdi. Ben de onu. Annem için de torunlarının yeri çok ayrıydı. Cemre’yle de aralarında çok özel bir bağ vardı, çok net hissediyordum bunu. Hiç mantıklı gelmiyordu bana insanın torununu çocuğundan fazla sevebilmesi. Ama doğru sanırım. Kızıma her zaman “Bana güvenip de sakın doğurmayın.” derdim. Ama Ceren’in çocuğu bile bende bu duyguları uyandırdıysa Cemre’min çocuğu kim bilir neler yapar?
Evet, sözümü yedim Cemre’m. Ki ben asla tutmayacağım sözü vermem. Verdiğim sözü tutmamışsam ya ölmüşümdür ya da yoğun bakımdayımdır. Dostlarım ve beni tanıyan herkes bilir bunu. Torun istiyorum kızım. Anneanne olmak istiyorum ben de. Bana güvenip doğurabilirsin.
Senin de alacağın olsun Ceren’im. İçimde uyuyan devi uyandırdın. Ve hayatımıza hoş geldin Defne.
Bir düşünün bakalım. Sizler ne durumdasınız? Yorumlarınızı bekliyorum. Tabii ki torun sahibi olacak yaşta olanların ya da torunu olanların yorumlarını. Torun istiyor musunuz? Size güvenip çocuk sahibi olsun mu torunlarınız?
Bu hafta da bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına. Keyifli bir gün diliyorum.
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
Herkesin mutluluk tarifi başkadır bence. Benim için mutluluk dünyayı gezip görmek ve bunu yapabileceğim kadar da para. Bir de bunun için sağlık elbette.
Mutlu olmak için sizce ne gerekir? Aşk mı sonsuza kadar sürecek? (Ki bence böyle bir aşk yok.) Sayamayacağınız kadar çok para mı? Sonsuz sağlık mı? Bunlardan biri bile yeter aslında. Ben aşk’a inanmıyorum artık. Herkes menfaat ve seks peşinde zamanımızda. Emekli maaşın ne kadar? Evin var mı? Araban var mı? Para gelir de gider de. “İnsanın elinin kiri.” demiş atalarımız. Var ki bir pislik, öyle demişler. Sağlık da sonsuza kadar sürmüyor. Ölümsüz değiliz. (Ki olmak da istemem.) Bir gün hepimiz öleceğiz ne kadar sağlıklı olsak, kendimize baksak da. Öyleyse mutluluk nedir? Mutluluk elle tutulmayan bazı şeyleri kendiniz için yaratmanızdır bence. Sürekli mutluluk var mıdır? Ben mutluluğun güzellikleri anlık yakalamak olduğunu düşünüyorum. Bence sürekli mutluluk yoktur. Ne olursanız olun, neyiniz olursa olsun. Anlık güzellikler dedim de bu da herkes için başkadır elbette. Benim için neler midir? Mesela canım kankam Özlem’imle gün batımı seyrederken bir fincan kahveyi yudumlamaktır. Vapurla karşıya geçerken martılara simit atıp onların simidi yakalamaya çabalamalarını seyretmektir. Bir sokak kedisine mama vermek, onun bacağına sürtündüğünü görmektir. Bir tencere yaprak sarması yapıp çocuklarım Cemre ve Ömer ile keyifle yemektir. Kankalarım Aysun, Zafer ve Sevil ile bir kafede takılıp bir şeyler içmek, belki de okey oynamaktır.
Canım Aysel annemi telefonla arayıp onun sesimi duyunca keyiflenen sesini duymaktır. İstanbul Erzurumlular Vakfı Türk Sanat Müziği Korosu’nda korocanlarım ve canım Mehsem Özşimşir hocamla birlikte her Perşembe meşk etmektir. Koro çalışmamızın olduğu İstanbul Erzurumlular Vakfı Lokalinden İstanbul’u ve gün batımını seyretmektir. Cumba Edebiyat Kampına katılmak, orada Deniz Ayfer Tüzün ve Esra Odman İyier hocalarımızla öykü denemeleri yapmak, onları hep birlikte okuyup eleştirmek, katılımcı dostlarla da bir arada olmaktır.
Şiir yazmaktır.
Rize Fındıklı’ya gidip can dostlarım Memnune ve Yıldız’ı görmektir.
Yıllanmış kankalarım Oya ve Naciye ile birlikte olmaktır. Bunlara daha bir sürü şey ekleyebilirim. Sizin için mutluluk nedir? Bir düşünün bakalım, nelerden keyif alırsınız? Ne gülümsetir sizi? Neyi yaparken içiniz huzur, keyif ve mutluluk dolar? Öyleyse onları yapmaya ve çoğaltmaya devam diyorum. Mutluluk, sizi mutlu eden anları bulmaktır.
Mutluluk her şeye rağmen yaşamak ve umudunu asla kaybetmemektir. Herkes kendi mutluluğunu kendi yaratmalıdır. Kendine zaman ayırmak. Kendini sevmek. Bunlar parayla olan şeyler değil. Paran yoksa kahveni termosa koyar, yanına iki fincan alırsın. Sahil yoksa bir su kenarı, ağaç altı bulursun. Dostun yoksa en yakın dostunu, kendini alırsın yanına. Önemli olan ne, biliyor musunuz? Hayatı sevmek. Ben hayatı hep sevdim. Kendimi de elbette. Hayatı ve kendinizi hep sevin. Hayattan da kendinizden de asla vazgeçmeyin. Her şartta, her şeye rağmen. Hayatı severseniz o da sizi seviyor ve sizden asla vazgeçmiyor.
Bakın ben hayattan ve kendimden hiç vazgeçmedim. Her şeye rağmen. Kanser oldum 2006 yılında. Ağırladım ve uğurladım bu davetsiz misafiri. 2023 Mart’ta beynime pıhtı attı. Sol tarafıma felç indi. On beş dakika sonra yürüyerek gittim gelen ambulansa. Dört gün yattım hastanede. “Felç inmiş, geri gitmiş.” dedi doktor.
Söylemesi kolay demeyin. Mükemmel şartlarım yok benim de. Allahtan evim var da kira ödemiyorum. Bir de alt baremden bir emekli maaşım var. Geçinmeye çalışıyorum işte.
Çocuklarım da destek veriyorlar gerektiğinde elbette. Ama sizi mutlu edecek birçok şey parayla satılmıyor. Bunları keşfetmeniz önemli. Keşfedin, yapın ve mutlu edin kendinizi. Birazcık daha çok param olsun, elbette isterdim. Ama olanla mutsuz da edebilirsiniz kendinizi, mutlu da. En azından mutlu olmayı mı deneseniz acaba?
Bir düşünün bakalım. Olduğunuz şartlarda nasıl mutlu edersiniz kendinizi? Mutsuz hissettiğiniz yerde durmayın. Bitirmek istediğiniz ilişkiyi bitirin. Kimseye mecbur değilsiniz, unutmayın. Mutluluk sizin için nedir? Yorumlarınızı bekliyorum.
Bu pazar da bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına. Sevgiyle, huzurla ve ille de aşkla…
MUTLULUK HANGİ AĞAÇ KOVUĞUNDA?
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
Hani içinden şiirler akardı yüreğimin.
Hani bir nehirdim üzerinde sözcüklerin çağladığı.
Hani aşktım ben.
Hani sonsuza kadar sürecekti.
Hani öldükten sonra bile hep yüreğinde olacaktım.
Hep böyle söylenir, değil mi?
Hep “sonsuza kadar” denir.
İyi günde, kötü günde, ölüm bizi ayırıncaya kadar.
Ama ölüm değildir asla.
Ayıran her zaman genellikle yeni biri, yeni bir heyecandır.
Günümüzde sözdür hepsi.
Söz uçar, aşk da uçuyor artık.
Sadece yaşananlar kalıyor.
Yaşananların da aşk uçtuktan sonra hiçbir anlamı yok bence.
Aşk böyle değildi eskiden.
Eskiden, çokkkk eskiden.
Hiç bitmeyecekmiş gibi.
Hep sonsuza kadar sürecekmiş gibi.
Dünyada tek bir kişi varmış gibi.
Hep size, sadece size aşkla bakacakmış gibi.
Siz de ona hep aşkla bakacakmışsınız gibi.
Ama bu devirde aşk mı kaldı?
Bu devirde var olan sadece seks ve para.
“An’da kal, an’ı yaşa.” diye bir şey çıkarmışlar bir de.
Yani an’da kalacaksın, adamın istediğini yapacaksın, an bitince de yok olacaksın.
Başka her şey önemsiz.
Aşk değil önemli olan.
Sevişmek mi istiyorsun, sevişeceksin.
An’ın tadını çıkaracaksın.
Bu elbette erkekler için çok daha kolay.
Çünkü onlar duygu ile çalışmıyorlar.
Onların kafası tek bir şeye çalışıyor genellikle.
Seks varsa tamam, yoksa hemen başka kapıya.
Belki bazı kadınlar da böyledir, bilemiyorum.
Ama bildiğim şu ki duygu ile çalışan kadınlar, an’da da duygu ile var olabilirler.
Sevmedikleri biriyle sevişemezler.
Yani an’da kalabilmek mümkün değildir onlar için.
AŞK’ın adı SEKS olmuş zamanımızda.
Ne kadar kolay yatağa giriyorsan, ne kadar güzel sevişiyorsan o kadar AŞK.
Erkekler adına konuşuyorum.
SEKS bitince AŞK da bitiyor elbette.
İstisnalar var mı? Vardır elbette ama o kadar az ki günümüzde sözünü bile etmeye değmez.
Erkek için seks bitmiş, aşk da bitmiştir.
Kadın için ise belki de hiç olmayan Aşk artık gitmiştir ve giderken onu da götürmüştür yanında.
Artık yalnızdır.
Artık yüreğinde aşk değil, giden aşkın boşluğu vardır.
Ve bu boşluğu ne kadar süre sonra, ne ile, ne şekilde dolduracağı ona kalmıştır.
Ya kolay yolu seçerek giden aşkın yaraları kapanmadan yeni bir aşka(!!!) yelken açar; ya da yaralarının iyileşmesini bekler.
Bu onun tercihi olacaktır.
Ama kabuk bağlamamış bir aşkın üzerini yeni bir aşkla kapatmak yapacağı en büyük yanlış olacaktır.
Tabii giden gerçek bir aşk ise, seks değilse.
Aşk değilse rast gele…
Yüreğiniz elveriyorsa ve cesaretiniz varsa dilediğiniz her kapıya uzanabilirsiniz.
Yeni aşklar sizindir artık.
Bekleme yapmanıza gerek yoktur.
Amacınız sevmek sevilmek değilse çok da beklemeyeceksinizdir zaten.
GİDERKEN SEN
Oysa sana gelmiştim, sadece bir nefestin Bir avuç gökyüzüydün sessizce sarıldığım Bir martı çığlığında yitirdim ellerini Şimdi buruk bir dünsün, güne koyamadığım
Oysa hep benimleydin, asla gitmeyecektin Son nefesimde bile asla yitmeyecektin Uykusuz bir sabahın koynundayım her gece Sanırım ben ölünce bitecek bu işkence
Tenim tenine hasret, ellerim ellerine Güneş hiç batar mıydı baksaydım gözlerine Oysa bir avuç umut, bir damla yeryüzüydün Gittin sen, giderken de beni acıya gömdün
Oysa aşk kokuyorduk, hep aşkla bakacaktık Ölüme giderken de el ele olacaktık Şimdi bir uzak kentsin asla gelemediğim Hep mutlu ol, aşkla kal benim canım sevgilim…
HATİCE NAYIR
Kadın işte.
Kullanılsa da AŞK’tır adı ne yazık ki.
Ya da kendini böyle kandırmayı tercih ediyordur.
Size bekleme yapmanızı gerektirecek gerçek aşklar diliyorum.
Bir de bitmeyen varsa ondan.
Ben bitmeyen aşkın olmadığını düşünüyorum.
Kendimden bile sıkılıyorum bazen.
Yıllarca, bir ömür bir insana aşık olmak mümkün müdür?
Bence değil.
Peki sizler ne düşünüyorsunuz?
Katılıyor musunuz yazdıklarıma?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyeme…
Sevgiyle, dostlukla, aşkla.
HAYATTAN VAZGEÇMEYİN
Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸 Hiçbir şeyden vazgeçmeyin. Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre… Hiç kimseyi dinlemeyin. Ve ne istiyorsanız onu yapın. Cennet de, cehennem de burada. Lütfen unutmayın. Hayatınızı cehenneme çevirmeyin. İyi bir insansanız, Güzel bir yüreğiniz varsa, Vicdanlıysanız, Hak ediyorsanız, Cennet kılın dünyanızı. İmkanınız mı yok? Olduğu kadarıyla… Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki. Her şey para değil. Gökyüzünü, Bulutları, Çiçekleri, Kedileri, köpekleri, Gün doğumlarını, Gün batımlarını, Denizi, Sevgiyi, Hayatı, Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız. Haydi kalkın ve bugün başlayın. Unutmayın. Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜
Sevgiyle💜
Aşk için ne gerekir insana?
Olmazsa olmazlarımız nelerdir?
Güzellik mi, para mı, aynı şehirde olmak mı?
Bence hiçbiri değil.
Güzellik kavramı kişiden kişiye değişir.
Birini çok çirkin bulursunuz, hiç tipiniz değildir belki.
Ama ağzını açtığı anda dünyanın en yakışıklı erkeği veya dünyanın en güzel kadını olabilir.
Bence insan bir bütündür.
Görmeli, konuşmalı, hissetmelisiniz onu.
Aranızda dağlar, yollar, uçurumlar da olabilir.
Önemli olan o kişinin size yanınızdaki insanlardan daha yakın olup olmadığıdır.
Aşk için ne gerekir insana?
Biraz ümit, bir damla dostluk, bir parça anlayış, çokça huzur mu?
Tanımak mı, güvenmek mi?
Yoksa hiç tanımadan, sadece sezgilerle dalıvermek mi o ucu bucağı görünmeyen okyanusun içine?
Aşk için ne gerekir insana?
Bir insanı çokça tanımadan güvenebilir misiniz ona?
Bir insana hiç dokunmadan sevebilir misiniz onu?
Bir insanla sadece konuşarak adı AŞK olan o derin okyanusa dalabilir misiniz?
Bir insanın sesi o kadar çok şey barındırır ki içinde.
O sesin size hissettirdikleriyle uzak diyarlara, sevdalara, hüzünlere, mutluluklara gider dönersiniz bir anda.
Sadece sesiyle o kadar güzel sarmalayabilir ki bir insan sizi, siz de şaşar kalırsınız.
Bir insanın sesi o kadar ele verir ki kendini size, sanki onu çok uzun yıllardır tanıdığınızı sanırsınız.
Bir insan sesiyle öyle bir güvene boğar ki sizi, onun elini tutmak ve tüm dünyayı karşınıza almak istersiniz.
Bir insan sadece konuşarak öyle bir sevdirir ki kendini size…
Bir insan sözleriyle tüm dünyayı serebilir önünüze…