HATİCE NAYIR'IN KALEMİNDEN AŞKLA

Bir Kalbin Penceresinden

  • DUL ERKEKLER TRAGEDYASI

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Bir kadın bir erkeğin duygularını ne kadar anlayabilir?

    Ne kadar empati yapabiliriz karşımızdaki insana, hele bir de erkekse?

    Bunu aslında ben HAYAL ANIM isimli üçüncü şiir kitabımda deneyimledim bir anlamda.

    Şöyle ki:

    Kitabım Yalan Bey ve Hayal Hanım arasındaki karşılıklı atışmalardan oluşuyor. Bu atışmalar da ben yazınca şiir yoluyla oluyor mecburen.

    Yalan Bey bir söylüyor, Hayal Hanım bin…

    Sonunda hiç kimse haklı çıkmıyor elbette.

    Aradaki ihtilaf AŞK olunca haklı çıkan hep AŞK oluyor.

    O kitapta YALAN BEY’in şiirlerini yazarken kendimi onun yerine koymak zorunda kaldım mecburen. Erkek gibi hissetmek, erkek gibi düşünmek…

    Çok zor bir süreç oldu benim için. Psikolojik açıdan da bayağı zorlandım hani.

    Ne kadar başarılı oldum, bilemiyorum.

    Bunu kitabı okuyanlara sormak gerekiyor bence.

    Merak edenler de alıp okuyabilir elbette…

    “Nerden temin edebiliriz?” diyenler aşağıdaki linki deneyebilir. Ayrıca ikinci şiir ve ilk öykü kitabımı da bu linkten temin edebilirsiniz.

    Bu girizgâhtan sonra asıl konuya gelelim.

    Konu ne mi?

    Geçen hafta YALNIZ KADINLARın çıkmazlarını anlatmıştım sizlere.

    Bugün de sıra YALNIZ ERKEKLERde.

    Ben bir kadın olarak yalnız erkeklerin halinden ne kadar anlayabilirim, değil mi?

    Anlatmayı deneyeceğim.

    Eksik kalanları ya da anlatamadıklarımı da yazıyı okuduğunuzda siz tamamlayın lütfen yorumlarınızla.

    Evet, erkekler de çok yalnızlar. Hatta kadınlardan çok daha fazla yalnızlar.

    Özellikle uzun yıllar sürmüş bir evlilikten çıkan erkekler.

    “Yıllanmış eşini kaybetmiş erkekler sendromu” diye bir şey var bence. Uzman değilim bu konuda. Ama bunu yaşayan ve ne yapacağını bilemeyen, öyle ortalıkta yapayalnız kalmış erkekler…

    Yıllar boyu o kadar çok alışıyorlar ki bir kadının varlığına. O kadının onu yönlendirmesine. Çocuğuymuş gibi her ihtiyacını karşılamasına. O kadın gidince de öyle dımdızlak kalıveriyorlar ortalıkta.

    Çoğunun elinden bir iş de gelmiyor nedense. İstisnalar yok mu? Var elbette. Ama çoğu kadın gittikten sonra, yemek yapmayı, bulaşık ve çamaşır yıkamayı, makineleri kullanmayı öğreniyor. Çok mu zor? Değil elbette. Ama belli bir yaştan sonra bunları yapmaya alışmak elbette çok zor.

    Peki neden bunları zamanında, kadın varken yapmıyorlar?

    Oysa öyle yapsalar belki kadın daha uzun yaşayacak, belki hayatından ve adamdan bezip boşanarak çekip gitmeyecek.

    Aslında sorun ne, biliyor musunuz?

    Erkeklerin çoğu bir kadınla her yönüyle paylaşılan bir hayatın he iki taraf için de ne kadar güzel, ne kadar keyifli olduğunu bilmiyorlar.

    Hayat paylaşıldıkça güzel ve paylaşıldıkça güzelleşiyor.

    Kadın ölünce veya gidince ne mi oluyor?

    Önce kocaman bir boşluk.

    Sonra da BEKARLIK SULTANLIKTIR devri başlıyor bazılarında.

    Boşanmışlarsa bu biraz daha zor oluyor. Neden mi? Çünkü kadınlar gidince genellikle adamın evini, parasını, birikimlerini de alıp gidiyor. (Benim gibi istisnalar da var tabii.) Bir de ömür boyu ödenen bir nafaka olayı da var ki bence erkek için büyük haksızlık. Ömür boyu nafaka nedir ya? Kadın o kadar aciz ve muhtaç bir varlık mı? Boşan, kendine gel ve dimdik ayaklarının üzerinde onurla yaşamaya devam et. Neden ben boşanmayı tercih ettiğim bir adamın parasını ömür boyu yemeye devam edeyim ki? Onurumla çalışır, kendi paramı yerim. Hatta nafaka kesilmesin diye hayatlarında biri olduğu halde evlenmiyorlar.  

    Çocuklar söz konusu olunca tabii ki baba onlara sürekli destek olmak zorunda. Daha önceki LÜTFEN BENİ BOŞAMA BABA yazımda da anlattığım gibi baba sürekli çocuğunun hayatında olmalı. Ve anne de bunu asla engellememeli. Çocuğunu bir şantaj, intikam unsuru olarak görmemeli. Ve asla kullanmamalı.

    Adam da boşanır boşanmaz o kadın senin, bu kadın benim, çeşitli denemelere başlıyor. Çoğunlukla da hayat amaçları para olan kadınlara rastlıyorlar. Dolandırıldıktan sonra da her kadını öyle sanıyorlar.

    Sonra ya yanlış bir evlilik yapıp bir iki yılda boşanıyorlar. Ya da daldan dala konmaya devam ediyorlar. Bir de alkole sığınmaları yok mu bu adamların. Sabah kahvesi yerine sabah birası oluyor bazılarının. En sonunda da ipin ucu her yönden kaçıyor. İçki, sigara, kadın, bir de kumar ekleniyor. Sırada borç batağı ve daha kim bilir neler?

    Bir de karısı ölmüş erkekler var. Eşlerinin ellerini sıcak sudan soğuk suya sokturmayan, gak deyince su, guk deyince yemek bulan erkekler. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında olan erkekler. Mutfağa gidip kendilerine bir bardak çay bile dolduramayan erkekler.

    Bunlar hele eşlerini kaybedince dımdızlak ortada kalıveriyorlar. Geneli de çok erken yaşta evlenmiş ve neredeyse eşlerinden başka kadın yüzü görmemiş olanlar. Çoğunun tüm dünyaları evlilik üzerine kurulmuş ve belki de birey bile olamamış bireyler.

    Erkekler için durum daha da kötü. Eşlerini kaybeden erkekler bir anda eşi sağken görüştükleri tüm arkadaşlarından da soyutlanıyorlar. Nedense dul adam kimsenin evine giremiyor. Kimse aramaz, kimse sormaz oluyor. Hiçbir yere sığmıyorlar. Bu çocuklarının evi bile olsa. Herhangi bir uğraşları, hobileri de yoksa öyle tek başına kalıveriyorlar. Ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilemiyorlar.

    Benim bu durumda olan erkekler için bazı önerilerim olacak:

    1. Bir koroya katılın. Sesinizin güzel olması ve solo yapmanız gerekmiyor. Biraz müzik kulağınız olması yeterli.
    2. Belediyeler vb. kuruluşlar tarafından açılan çeşitli kurslar var. Çoğu ücretsiz veya çok cüzi bir ücreti var. Mutlaka ilgilendiğiniz bir kurs bulursunuz. Yemek kursları bile olabilir.
    3. Bir evcil hayvan edinin. Hatta köpek olursa onun için siz de günde en az iki kez yürümek zorunda kalırsınız.
    4. Yürüyüş vb. bir spor aktiviteniz olsun. Bir spor salonuna da yazılabilirsiniz.

    Benim ilk anda aklıma gelenler bunlar…

    Gerisini de sizler ekleyin artık.

    Eşinizin yasını mı tutuyorsunuz hâlâ?

    Ne zaman hayata geri döneceksiniz?

    Bir kere dünyaya geliyorsunuz.

    Ölenle ölünmüyor ve hayat devam ediyor.

    Hayatınızı hiç etmeyin lütfen…

    Yorumlarınızı ve ilavelerinizi bekliyorum.

    Katılmadığınız şeyler de olabilir.

    Yazın ki yanlışımı bileyim.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

  • BALIK ETLİ KADINLAR TRAGEDYASI

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    “Aaaaaa, sen kilo mu aldın görüşmeyeli?”

    “Aaaaa, ne kadar şişmanlamışsın?”

    “Ne oldu, niye kendini bıraktın bu kadar?”

    Daha neler neler?

    Neden insanların dış görünüşü bizleri bu kadar ilgilendiriyor sizce?

    Çuvaldızı kendimize mi batırsak acaba?

    Bir arkadaşınıza rastladığınızda ilk duyacağınız sözün kilonuzla alakalı olmasını ister misiniz?

    Yoksa “Canımmmm, iyi ki rastlaştık. Ne kadar da özlemişim seni.” demek çok daha güzel olmaz mı?

    Belki rahatsızdır, kullandığı ilaçlar kilo yapmıştır.

    Belki rahatsızdır, kilo vermiştir.

    Geçenlerde sevdiğim bir dostumu gördüm. O kadar çok kilo vermiş ki. Meğerse karaciğer kanseri dördüncü evreymiş ve tedavi görüyormuş. Hemen “Aaaa, ne kadar çok kilo vermişsin.” deseydim hoş olur muydu sizce?

    Benim çocukluğumdan beri kilolarımla başım dertte. Alırım veririm, veririm, alırım. Denemediğim diyet listesi kalmamış olabilir. Diyetisyene de gittim. Kilolarca kilo verdim. Genelde de diyeti bırakmam sonrası da fazlasıyla geri aldım hep.

    Vazgeçmedim elbette.

    Obezite ameliyatları var. Hiç aklıma gelmedi. Kızım karar verdi ve mide bypass oldu. Halinden de çok memnun. Ben hiç düşünmedim demeyeceğim. Bir ara doktora sordum. Ama meme kanseri geçmişim olduğu için bu ameliyatın bende risk oluşturacağını öğrendim. Bağışıklık sistemimin düşmemesi gerekiyor çünkü. Kilo vereceğim derken bir metastazla da karşı karşıya kalabilirmişim.

    Sonunda bütün diyetleri, listeleri yırttım, çöpe attım.

    Ve en güzel diyetin SAĞLIKLI BESLENME olduğuna karar verdim.

    Yanlış anlamayın, ben diyetisyen değilim. Ve bütün diyetisyenlere de saygım sonsuz. Sadece uyguladıklarımı paylaşıyorum sizlerle.

    Şu an hayatımda bunu uyguluyorum.

    Hayatımdan karbonhidrat, şeker, yapay tatlandırıcılar ve gluteni tamamen çıkardım. Yani işe yaramayan tüm gıdaları. İşlenmiş, paketlenmiş gıda yemiyorum.  Gazlı, gazsız vb. içecek içmiyorum. İçebildiğim kadar su içmeye çalışıyorum. Günde bir adet Türk kahvesi bir de. Çayı da bıraktım. Çayı neden mi bıraktım? Zararlı olduğu için değil elbette. Ama onun da fazlası zarar, her şeyde olduğu gibi. Ben şekersiz çay sevmediğim için çayı bıraktım. Çok da çay hastası değildim zaten.

    Günde iki öğün besleniyorum. Sabah on birde kahvaltı, en geç akşam on dokuz gibi de akşam yemeği. Arada on beş gibi bir meyve, bir porsiyon kuru yemişten oluşan ara öğün. Ve olabildiğince su içiyorum. Bunu hâlâ tam yapamasam da elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum.

    İşe yaradı mı? Elbette yaradı.

    Ben diyet listelerinden rahatsız olan bir insanım. Şu anda istediğim ürünü istediğim zaman yiyorum. Abartmadan tabii. Ve oldukça yavaş kilo veriyorum. Acelemiz olmamalı elbette. Nasıl bir günde almadıysak bir günde de veremiyoruz kiloları.

    Tatlı, börek, çörek, poğaça yemiyoruz. Şimdiye kadar yediklerinize sayın. “Şu an başladım.” diyorsunuz ve başlıyorsunuz. Bu bıakmak istediğiniz her şey için geçerli.

    “Bir kitap okudum, hayatım değişti.” diyebilirim aslında.

    Size bir kitap önereceğim bırakmak istediğiniz her şey için.

    PİRAYE adlı yazarın SEYİR adlı kitabı.

    Bir alın okuyun, mutlaka etkileneceksiniz.

    Bırakacağınız şey şeker, karbonhidrat, sigara, alkol, belki de eşiniz, sevdiğiniz ya da bağımlı olduğunuz herhangi bir şey olabilir.

    Öncelikle bırakacağınız şeyi neden bırakmak istediğinize odaklanmanız gerekiyor. Yani olmak istediğiniz ne?

    Bırakmak istediğiniz şeyin avantajlarını ve dezavantajlarını düşünün. Bir liste yapın kendinize.

    Benim bel ve diz ağrılarım vardı mesela. Her gittiğim doktor kilo vermemi öğütlüyordu.

    Kendime dedim ki:

    “Ben daha zayıf ve daha sağlıklı bir Hatice olmak istiyorum.”

    “Ben istediğim kıyafetleri giymek istiyorum.”

    “Ben aynaya bakınca kendimi beğenmek istiyorum.”

    “Ben sağlıklı yaş almak istiyorum.”

    Dedim ve o andan sonra şekeri, karbonhidratı, gluteni tamamen kestim.

    Yavaş yavaş bırakılmıyor bir şey, hemen ve tamamen kesmek lazım bence.

    O günden beri sadece karabuğday ekmeği kullanıyorum. Sabah iki, akşam bir dilim.

    Beyaz ekmeğin, böreğin, poğaçanın, kekin, pastaların vb. he şeyin tadını unuttum.

    Sadece zeytinyağı kullanıyorum.

    Akşam öğünlerimde balık (daha kolay olduğu için genelde ton balığı), ızgara tavuk ve sebze ağırlıklı besleniyorum.

    Bu şekilde yavaş yavaş yaklaşık on beş kilo verdim.

    Ne diyet stresi, ne kibrit kutusu kadar peynir, ne başka bir şey.

    Bence herkes yapabilir.

    İrademin kuvvetli olduğunu söylemeyin. Sizler de yapabilirsiniz.

    Sadece kendimi seviyorum ve sağlıklı, fit olmak istiyorum.

    Hâlâ tam değilim ama bu halimle de mutluyum. Ufak bir balinayım işte…

    Bunu da beslenme şekli olarak kabullendim artık. Kilo vermek amaçlı değil.

    Yaşam stiliniz bu artık, öyle düşüneceksiniz. Başka türlü olmuyor. Kilo alıp vermeye devam ediyorsunuz. Arada elbette kaçamak olabilir. Ama kaçamak yaptığınız günün ertesi telafi etmeniz şartıyla.

    Böyle işte.

    Bundan sonra bir arkadaşınızı gördüğünüzde ne söyleyeceğinizi biliyorsunuz, değil mi?

    “Ay canımmm, ne kadar iyi görünüyorsun. Yaş aldıkça gençleşiyorsun sanki.”

    Doğru olmasa da belki de doğrudur, pembe yalanlar herkese lazım.

    Arkadaşınız bu sözlerinizi duyunca mutlu olur, siz de onu mutlu gördüğünüz için mutlu olursunuz.

    Hayatınızdaki güzellikleri arttırın, yoksa da yaratın lütfen.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Bir düşünün bakalım, siz neyi bırakmak istiyorsunuz?

    Hayatınızda olmaması gereken ne var?

    Kilolarınız mı, sigara mı, alkol mü, eşiniz mi, hayat arkadaşınız mı, hastalıklarınız mı?

    Cevaplarınızı da yorumlarınızı da bekliyorum.

    Keyifli bir hafta sonu diliyorum bu satırları okuyan okumayan herkese.

    Sevgiyle, huzurla ve ille de AŞKLA…

  • EVLATLAR MI ÖLÜMSÜZ OLMALI, ANNELER Mİ?

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Merak ettim ve biraz araştırmak istedim:

    Acaba bir insanın hissedebileceği en büyük acı nedir?

    Nedense bu soruyu sorduğumda benim aklıma ilk gelen EVLAT ACISI oldu.

    Sonrası ANNE ACISI, belki kimilerine BABA ACISI, sonra da KARDEŞ ACISI.

    Oysa acı duyma hissi fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayrılıyormuş.

    Benim aklıma ilk gelenler psikolojik acılar olmuş demek ki.

    FİZİKSEL ACI: Vücuda gelen bir darbe veya hastalık sonucu beynin ve vücudun acıya karşı gösterdiği tepkiye deniyormuş.

    Bilim insanları tarafından ağrı eşiği dolorimetre veya kısaca DOL adı verilen bir araç ile ölçülüyormuş. Örneğin bir kağıt kesiğinin acısı 2 DOL olarak ölçülmüş.

    Ağrı toleransı var bir de.

    Bu da bir kişinin bir acıya en fazla ne kadar dayanabileceği olarak belirtilmiş. Bireyin ağrı toleransını belirleyen faktörler ise cinsiyet, yaş, psikolojik ve fizyolojik durum, genetik faktörler diye sıralanmış.

    Dolorimetre ile ölçülebilen acı toleransı Cornell Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından tasarlanmış.

    Peki bir insanın hissedebileceği en büyük acı ne kadardır?

    *Bir legoya basmak 8 DOL

    *Kemik kırılması veya dövme yaptırmak (dövmenin yapılan bölgesi büyüklüğü ve süresine göre değişiyor) 18 DOL

    *Kalp krizi geçirmek 33 DOL olarak

    *Bıçaklanmak(kan kaybına yol açtığı için) 38 DOL

    *Vurulmak 48 DOL

    *Böbrek taşı düşürmek 50 DOL

    *Erkeklerin testislerine kuvvetli bir darbe alması 52 DOL

    *Kadınların normal doğum yaparken çektikleri sancının eşiği  57 DOL

    *Bir trenin veya arabanın çarpması (süratine göre değişiklik gösterir) 67 DOL

    İnsanın hissedebileceği en büyük acı ise 70 Dolorimetre ile yanmakmış.

    PSİKOLOJİK ACI: Kayıp yaşama, travmatik olaylara maruz kalma, hayal kırıklığı, kişinin beklenmedik olumsuz durumlarla karşılaşması, temel ihtiyaçların karşılanmaması, ilişki sorunları, depresyon, anksiyete gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanabilen zihinsel acı çekme sürecidir. Fiziksel ağrıyla birlikte bulunabilir ancak fiziksel ağrıdan bağımsız bir kavramdır.

    Ben ise en şiddetli psikolojik acı olduğunu düşündüğüm evlat acısının en büyük fiziksel acı olan yanmaktan bile daha şiddetli olduğunu hissediyorum.

    Bilmiyorum, çünkü yaşamadım.

    Bu tür acıları en iyi yaşayanlar biliyor.

    Annemi kaybetmeden önce biri annesini kaybettiğinde içim yanmadan baş sağlığı ve sabır diliyordum. Oysa annem öldükten sonra bu dileklerim o kadar farklılaştı ki. Her anne ölümünde ben de sanki annemi yeni baştan kaybediyorum. Her anne cenazesinde annemi tekrar ellerimle toprağa veriyorum.

    Yani damdan düşenin halinden damdan düşen anlıyor.

    Anne acısı bile bu kadar ağır geliyorken evlat acısının şiddetini tahmin bile edemiyorum.

    Dilerim kimse yaşamasın.

    Yaşayanlara da çok büyük sabır ve dayanma gücü diliyorum.

    Annem öldüğünde benim hayatla bağım koptu sanki.

    Beni hayata bağlayan damarlardan biri tıkanmış gibiydi.

    Nefes alamıyor, gülemiyor, kimseyle konuşamıyor, hayattan zevk alamıyordum.

    Duyduğum, yaşadığım şeyleri annemle paylaşmak istiyor, elim telefona gidiyor ve o anda dank ediyordu bir şey…

    O kadar zor zamanlardı ki.

    Yaklaşık iki yıl sürdü kendimi hayata kapatmam.

    En sonunda şunu hissettim:

    Annem benim üzülmemi, ağlamamı hiç istemezdi. Gözümden akan bir damla yaşa kıyamazdı.

    Öyleyse ben yanlış yapıyordum.

    Ben mutsuzsam annem de mutsuz ve huzursuzdu demek ki.

    Onu üzmeye hiç hakkım yoktu.

    Ve böyle düşünerek yas sürecimi sonlandırdım.

    Hâlâ içimde kapanmayan bir acı.

    Bu acı ve özlem ASLA,

    Geçmiyor.

    Dinmiyor.

    Bitmiyor.

    Ama biz bununla yaşamayı mecburen öğreniyoruz.

    Beni tanıyanlar bilir de tanımayanlar için aynı zamanda şair ve öykü yazarı olduğumu belirteyim ayrıca.

    Yayımlanmış üç şiir, bir de öykü kitabım var.

    ŞİİR KİTAPLARIM:

    Anladım, O’nun İçin Gelmedin 2014

    Menopozlu Bir Aşk 2019

    Hayal Anım 2021

    ÖYKÜ KİTABIM:

    Aşk Bir Hastalıktır 2024

    Sizlerle annem öldükten sonra yazdığım bir şiirimi de paylaşmak istiyorum:

    ANNELER ÖLÜMSÜZ OLMALI

    Gitmek bitmek midir annem

    Her şey devam ederken hâlâ

    Hayat bu kadar acımasızca

    Vururken yüzümüze güzelliklerini

    Sahi, gerçekten gittin mi

    Sevmek sonsuzluk mudur annem

    Yüreğim seninle çarparken hâlâ

    Ömür bu kadar hızla geçip giderken

    Kokun hiç eksilmemişken burnumdan

    Sahi, gerçekten gittin mi

    Bilmek yalnızlık mıdır annem

    Gökyüzü masmavi dururken hâlâ

    Her hilâl gördüğümde

    Dökülürken gözyaşlarım yüreğine

    Sahi, gerçekten gittin mi

    Sahi, gerçekten gittin mi annem

    Gerçekten gittin mi?

    #haticenayır

    Evet, anneler ölümsüz olmalı.

    Ama evlatlar daha da çok ölümsüz olmalı.

    Annem hep “Allah bana sizlerin acısını yaşatmasın.” derdi.

    Çok şükür, yaşamadı.

    Evlatları da mecburen anne acısıyla yaşamayı öğrendi işte.

    Bugün de bunlar düştü yüreğimden klavyemin tuşlarına.

    Pek keyifli bir pazar yazısı olmadı belki ama bazen de böyle olabiliyor işte.

    Sevgiyle, dostlukla, aşkla kalın.

  • HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    HAYATTAN VAZGEÇMEYİN

    Hayat bir gün, o da bugün😊😊🎶🎶🌸🌸
    Hiçbir şeyden vazgeçmeyin.
    Ne yaşınız, ne yaşıtlarınız, ne aileniz, ne konu komşu, ne çevre…
    Hiç kimseyi dinlemeyin.
    Ve ne istiyorsanız onu yapın.
    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…
    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.
    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜

    Sevgiyle💜

    Cennet de, cehennem de burada.
    Lütfen unutmayın.
    Hayatınızı cehenneme çevirmeyin.
    İyi bir insansanız,
    Güzel bir yüreğiniz varsa,
    Vicdanlıysanız,
    Hak ediyorsanız,
    Cennet kılın dünyanızı.
    İmkanınız mı yok?
    Olduğu kadarıyla…

    Parasız da yapılacak o kadar çok şey var ki.
    Her şey para değil.
    Gökyüzünü,
    Bulutları,
    Çiçekleri,
    Kedileri, köpekleri,
    Gün doğumlarını,
    Gün batımlarını,
    Denizi,
    Sevgiyi,
    Hayatı,
    Ve daha birçok şeyi satın alamazsınız.

    Haydi kalkın ve bugün başlayın.
    Unutmayın.
    Hayat bir gün, o da bugün😊💜💜